Kırşehir'in Tarihi ve Kültürel Değerleri

 

TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLER



İlk yerleşimin MÖ.. 3000’lere uzandığı Anadolu’nun ortasında bulunan Kırşehir zengin bir kültürel mirasa sahiptir. Geçmişten günümüze pek çok uygarlıklara ev sahipliği yapmış Türk İslam dönemlerinde Türk kültürünün yaşatıldığı bir merkez olmuştur. O dönemde 13. ve 14. yy.da Ahi Evran, Hacı Bektaş, Cacabey, Aşıkpaşa, Ahmed-i Gülşehri gibi Kırşehir’de yetişmiş büyük insanlar eserleri ile, düşünceleri ile döneme damgalarını vurmuşlar, tarihteki önemli rolleri onları günümüze kadar yaşatmıştır.


CAMİLER

ALAADDİN CAMİİ :  Kırşehir, Merkez, Kalehöyük üzerinde bulunmaktadır, Selçuklu döneminde Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında yaptırılmıştır, 1893 yılında yapı tümden yıkılarak mutasarrıf Arif bey tarafından tekrar yaptırılmıştır. Yapının portalinin giriş kapısı melik muzafferüddin behram şaha ait medreseden getirildiği bilinmektedir. Yapının portali zengin Selçuklu plastik kabartmaları ile dikkati çekmektedir.


LALA CAMİİ (LALE)

: http://www.kir-der.com/Yusuf/img/img12.jpg

Yapının 13. yy. a ait olduğu sanılmaktadır. Camii moloz ve kesme taştan yapılmış olup payelere oturan üç kubbe ile örtülüdür. Bu gün camii olarak kullanılan yapının esasında bir darphane olabileceği düşünülmektedir.  

 

KAPUCU CAMİİ :

 

 http://www.kir-der.com/Yusuf/img/img10.jpg

Osmanlı dönemine ait olmakla birlikte kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Yapıya üç kubbe ile örtülü son cemaat yerinden girilmektedir. Asıl ibadet mekanı kare planlı olup kubbe ile örtülüdür.

 

CARŞI CAMİİ :

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/img11.jpg 

Osman döneminde 1864 yılında Hüseyin bey tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı ibadet mekanı ağaç bindirme tekniği ile yapılmış kırlangıç tavan da denilen çatı örtmektedir. Yapının minaresi bulunmamaktadır.


BUÇUKLU CAMİİ : Caminin kesin yapım tarihi bilinmemekle birlikte son Osmanlı dönemine aittir. Dörtgen ibadet mekanının çatısı Marsilya piramidi ile örtülüdür. Basit ahşap direkli son cemaat yeri mevcut olup yapı kerpiçle inşa edilmiştir. Yapının batı tarafından beden tarafına bitişik olan tuğla minaresi otantik bir görünüm verir



MEDRESELER

CACABEY MEDRESESİ

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/cacabey7.JPGhttp://www.kir-der.com/Yusuf/img/cacabey6.JPG

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/cacabey1.JPG

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kırşehir kent merkezinde bulunan medrese Selçuklu döneminde Kılıçaslan oğlu Keyhüsrev zamanında Kırşehir emiri Nurettin Cibril Bin Cacabey tarafından 1271-1272 yıllarında bir gözlem evi medrese olarak yaptırılmıştır.

Eser sonradan camiye çevrilmiştir. Birkaç kez onarılmış olup minaresindeki mavi çiniler nedeniyle halk arasında “ cıncıklı” camii adı ile  anılmaktadır. Medrese kesme taştan yapılmış olup kare planlıdır. İki eyvanlı kapalı avlulu medreseler gurubuna girmektedir. Döneminde astronomi yüksek okulu olarak hizmet vermiştir.

 

Mukarnas kavsaralı  iki renkli taş işçiliğinin uygulandığı taç kapısı bulunmaktadır. Kuzeyindeki giriş kapısı işlemelidir, yapıdan ayrı olan tuğladan yapılmış çinili ve tek şerefeli minaresi ilk önce gözlem yeri  olarak kullanıldığını göstermektedir.

 

Ana eyvanda yer alan karşılıklı iki sütun  koni ve küre biçimlerinin üst üste bindirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu sütun düzenlemesinin Anadolu Türk sanatında başka bir örneği bulunmamaktadır.  Cacabey camiinin sol bitişiğinde Cacabey’e ait bir türbe bulunmaktadır.

 

CACABEY KİMDİR?

 

Ceceli aşiretinin beyi olan Emir Bahaddin Caca’nın oğlu olan Cacaoğlu Nureddin Cebrail, 1240’ta Kırşehir’de doğdu. Kırşehir’e büyük hizmetlerde bulunmuş, büyük ve tarihi şahsiyettir. Adı edebileşmiş bu devlet adamı “ Cacabey” adıyla ün kazanmıştır.

Selçukluların son yıllarında düzen bozulduğu için iller valiler ile yönetiliyordu. Eskişehir Emiri olarak görülen Caca Bey, bir süre Tokat’ta kaldıktan sonra Kırşehir’e bey olmuştur.

 

Kırşehir Beyi iken, Emirhor olan Eseddedin İsyanı’nı bastırdı. Elbistan Savaşı’na katıldı. Orada Mısır Memlük Sultanı Baybars’a esir düştü. Baybars bütün esirleri serbest bırakınca Caca Bey Şam’dan Kırşehir’e döndü. Bir hükümdar gibi Kırşehir’de hüküm süren Caca Bey’in ünü, kısa sürede her tarafa yayıldı. 

 

 

Genç yaşında zekasını göstererek üstün hizmetlerde bulunan Caca Bey, kısa zamanda büyükler arasına karıştı. Mevlana, yazdığı mektupta onu övmüş, başarısını tescil etmiştir. Aralarındaki birçok görüşmede de bu konuyu dile getirmiştir. Özel Türkçe konuşan, emirleri ve devlet yazışmalarında Türkçe yazan Caca Bey, kendi idaresinde olan Hacı Bektaş ile de ilgilenmiş, onu himaye etmiştir.

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/cacabey2.JPG  http://www.kir-der.com/Yusuf/img/cacabey4.JPG  http://www.kir-der.com/Yusuf/img/cacabey3.JPG

 

Anadolu’da bir çok hayır kurumu yaptırmıştır. Bu arada Eskişehir’de bir cami ve bir han yaptırmış, 17 cami ve zaviyeyi de onarıma almıştır. Kırşehir’de bu gün bir mimari anıt olarak yükselen Caca Bey Medresesi’ni de yaptırmıştır. Devrin fakültesi gözüyle bakılan bu binada Türkçe eğitimi veriyordu. Arapça ve Acem dili ile de eserleri vardır. Ayrıca İslam Hukuku ile felsefe ve tasavvuf dersleri de öğretiliyordu. Kubbesi açık ve altında bir kuyunun bulunduğu Cacabey Medresesi’nde kuyuya yansıyan yıldızlar incelenir, bunlar üzerinde araştırmalar yapılırdı. Bundan anlaşıldığına göre, bu medrese o dönemlerde astronomi araştırmaları yapılıyor, matematik, fizik, kimya gibi konularda eğitim veriyordu.

 

Caca Bey, 1301 yılında Rum tekvurları ile savaşırken şehit düştü. Naaşı Kırşehir’e getirilerek 1272’de yaptırdığı medresenin yanındaki türbeye defnedildi.

 

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/cacabey5.JPG

 

ZAVİYELER



AHİ EVRAN ZAVİYESİ :  1482 yılında Ahilik teşkilatının kurucusu Ahi evran adına yaptırılan camii bu gün aynı adı taşıyan semt’te bulunmaktadır. Külliye Ahi evran’ın türbesi ile zaviye- tekke olarak kullanılan mekanlardan oluşmaktadır. Üç kubbe üzerine kare planlı olup kesme taştan inşa edilmiştir. Ana mekanı sağında mescit, solunda Ahi evran’ın mezarının olduğu türbe yer alır, tek minareli yapı 1972 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilerek camii olarak hizmete


TÜRBE ve KÜMBETLER

MELİKGAZİ KÜMBETİ:

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/img13.jpg

 

Kırşehir ili merkezinde bulunan kümbet 1240-1250 yılları arasında Mengüçük Oğullarından Melik Muzaffereddin Behram Şah adına eşi tarafından yaptırılmıştır. Kümbet, köşeleri pahlı kare kaide üzerine sekizgen gövdelidir. Silindirik konik külaha geçişte üçgen pahlar kullanılmıştır.Bu pahlarla kümbete çadır görünümü verilmiş olup Türk Türbe mimarisinin Orta Asya Çadır sanatından etkilendiği, hatta kümbetlerin menşeinin Orta Asya Sanatı olduğu savını kuvvetlendiren örneklerden birisidir.
 
FATMA HATUN KÜMBETİ: Merkez Medrese mahallesi Kümbetaltı mevkiinde yer almaktadır. 1266 yılında dönemin ileri gelenlerinden Hoca Aka Maatır tarafından Fatma Hatun adına yaptırılmıştır. Kümbet; köşeleri üçgen pahlı kare kaide üzerine sekizgen gövdelidir. Örtü sistemi içte kubbe, dışta sekizgen konik külahıdır. Yapı düzgün kesme taşlarla inşa edilmiştir.

 
AŞIKPAŞA TÜRBESİ: Kırşehir Merkez Aşık Paşa Mahallesinde yer almaktadır. Ertana veziri Alaattin Alişahruhi tarafından yaptırılmıştır.  1333 tarihli türbe tamamen mermerden yapılmış olup, asimetrik uzun cephesi , Kırgız çadırına benzeyen kubbesi, yana alınmış dar ve uzun portali ile Selçuklu mimarisinden farklılık göstermektedir. Kitabesinde çok değişik olarak kubbenin önüne gelmiş girinti yapan saçak silmeleri ile çerçevelenmiştir. Portalide istiritye nişin etrafı, örgü motiflerinden oluşan bir bordürle çevrilmiş, düz cephenin ortasında, alçakta, sivri kemer alınlıklı tek bir pencere açılmıştır. Girişte yanda dar bir holle, kubbeli kare bir mekanda oluşan türbe değişik mimari unsurların ahenkli bir biçimde uygulandığı bir örnektir.

 

AŞIK PAŞA

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/asikpasa1.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Asıl adı Ali olan Aşık Paşa 1272 yılında Kırşehir’de doğdu. Tanınmış mutasavvıf İlyas’ın torunudur. Babası Muhlis Paşa, Baba İlyas’ın oğludur. Baba İlyas 13. yüzyılın başlarında Horasan’dan Anadolu’ya göç etmiş, Kırşehir ve çevresindeki Türkmen oymaklarının şeyhi  olmuştur. Onlarla birlikte Selçuklu Sultanı ikinci Keyhüsrev’e karşı Babali Ayaklanması’na katılmıştır. Oğlu Muhlis Paşa, Osman Gazi’nin güvendiği ve saydığı adamları arasındadır. Kırşehir’e yerleşen Muhlis Paşa’nın üç oğlundan en büyüğü Alaaddin Ali, baş ağa ya da en büyük kardeş olarak tanınmış Baş Ağa adı, zamanla “Beşe”  sonra da “ Paşa “ olarak söylenmiş, şiirlerinde de,”Aşık” mahlasını kullandığı için de  asıl adı unutularak “Aşık Paşa” adı, her tarafa yayılmıştır.

 

13.yüzyılda Anadolu’nun önemli merkezlerinden olan kentte büyük Aşık Paşa, Kırşehir’li Şeyh Süleyman Türkmani’den din ve tasavvuf bilgilerini öğrendi. Ahilik örgütünün “ Mucid”i oldu. Çevresine toplanan Oğuz boylarına dostluk ve kardeşlik fikirlerini aşıladı, onlara Türkçe seslendi, eserlerini katıksız, Öz Türkçe ile yazdı. Bir ara Kırşehir Beyi olarak atandı.

 

Arapça, Farsça, İbranice ve Ermenice dillerini çok iyi konuşan Aşık Paşa, Acem, Arap kültürlerine hayran olanların karşısında bilerek ve isteyerek Türkçe ile çıktı; yabancı kültüre kendilerini kaptıranlara içi yanarak şöyle seslendi.

 

Türk diline kimesne bakmaz idi,

Türklere her giz gönül akmaz idi,

Türk dahi bilmez idi bu dilleri,

İnce yolu ol ulu menzilleri,

 

Kırşehir’de Hacı Hatun ile evlenen Aşık Paşa’nın Elvan, Selman, Can ve Kırlıca adlı dört oğlu ile Melek Hatun adında bir kızı vardı. Oğullarından Selman’ın torunu da meshur tarihçi Aşıkpaşazade’dir.

 

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/asikpasa2.jpg

 

 

Aşık Paşa’nın orijinali Kayseri’den Kırşehir’e getirilen öz Türkçe yazılı 12 bin beyitlik “ Garipname” ile çok sayıda aruz ve hece vezni ile yazılmış şiirleri bulunur. Eserlerinde Arapça ve Farsça’ya da yer verildiği görülmüştür.

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/asikpasa3.JPG

 

 

3 Kasım 1333 tarihine Kırşehir’de vefat eden Aşık Paşa’nın mezarının üstünde tamamen mermerden yapılmış türbe bulunmaktadır. Kırşehir’in doğusunda bulunan ve sanat anıtı olarak göze çarpan türbenin etrafı mezarlık olarak kullanılmaktadır.

 

Aşık Paşa kendinden sonra gelenleri de eserleriyle etkilemiştir. Süleyman Çelebi’nin “Mevlid-i Şerifi”nde Aşık Paşa’nın beyitlerine benzer çok sayıda beyit vardır. Kendi eserlerinde de  Yunus Tarzı ilahi ve gazelleri vardır.

 
CACABEY TÜRBESİ: Cacabey Camiinin girişinde bulunur, cacabeye ait olan bu türbe Anadolu Selçukluları döneminde 1272 yılında yapılmıştır. Türbeye camii içerisinde bulunan bir salondan geçilerek merdivenle çıkılmaktadır. Kapısı lacivert üzerine beyaz çiniler ve yazılarla bezenmiştir. Pencere kenarları ise taş süslemedir, türbeyi içi çinilerle süslü çokgen biçiminde bir kubbe örter.
 
AHİEVRAN TÜRBESİ:

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/img14.jpg

 

Kırşehir’in merkezinde aynı adı taşıyan camiinin sol tarafındadır. Ahilik teşkilatını kuran ve Anadolu’da yaygınlaştıran Ahi Evran-ı Veli bu türbede yatmaktadır. Türbe 1481 yılında Fatih Sultan Mehmet’in kayınbiraderi Alaüddevle tarafından yaptırılmıştır. Türbeye camii içinden bir merdivenle çıkılır, üç kubbe ile örtülü kubbe kesme taştan yapılmıştır.

 
KALENDER BABA KÜMBETİ : Kırşehir Merkez Karalar Köyü içerisinde bulunmaktadır. Anadolu Selçuklu Sultanlarından Kılıçaslan tarafından 1135 yılında yaptırılmıştır. Kesme taştan yapılan kümbet Selçuklu mimarisi özelliklerini taşımaktadır. Kitabesi kaybolan kümbetin Selçuklu Emirlerinden Karakurt baba adıyla da bilinen Kalender Baba adına yaptırıldığı anlaşılmıştır.
 
SÜLEYMAN TÜRKMANİ TÜRBESİ: Kırşehir Merkez İmaret Mahallesinde bulunmaktadır. Türbede Şeyh Süleyman Türkmani ile aynı soydan gelen sekiz kişiye ait sanduka bulunmaktadır.

 

SÜLEYMAN TÜRKMANİ

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/turkmani.JPG

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mevlevi tarikatına mensup olduğu anlaşılan Süleyman Türkmani’nin 1214’te doğduğu ve babası Şeyh Hüseyin ile küçük yaşta (1224) bir Türkmen aşireti ile Anadolu’ya geldiği ve Konya’ya yerleştiği sanılmaktadır. Nerede doğduğu belli değildir. Dedesi Türkmen Beyi olduğu için kendisine Türkmani denilmiştir.

 

Mevlana’dan dersler alan Süleyman Türkmani, onun ölümünden sonra, Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in teşkili ile Mevlevi tarikatını yaymak üzere 1239’da Kırşehir’e gelmiş, büyük bir ilgi toplamıştır.

 

Süleyman Türkmani’nin ömrünün son yıllarında Aşık Paşa’ya hocalık yaptığı da bilinmektedir. Büyük hocalardan ders aldığı bilinen Süleyman Türkmani’nin en büyükeseri “Kezkire-i Evliya”dır. Türkmani, doğudan gelen misafirler, garipler ve işi olanlar için bir bina yaptırmıştır. Kırşehir’e yakın kızılca, Baranakla, Çoğun, Çukurtaş, Bakişiya köyü ve daha birçok köy buradaki harcamalarda kullanılmak üzere vakıf olarak ayrılmıştır. 1298 tarihinde 84 yaşında iken Kırşehir’de vefat ettiği tahmin edilmektedir.Horosan erenlerinden olan Süleyman Türkmani Türbesi, şehrin İmaret Mahallesi’nde bulunmaktadır. Horasan erenlerinden olan Süleyman Türkmani’nin  mezarının yakınlarına daha sonra ölenlerin mezarları yaptırılmıştır.

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/img17.jpg
 
MUHTEREM HATUN TÜRBESİ: İmaret Mahallesinde yer alır. Kerpiç olan türbe yıkılarak tamamen kesme taştan yeniden yapılmıştır. İçerisinde dört tane sanduka bulunmaktadır.
 
YUNUS EMRE TÜRBESİ:  Kırşehir’e bağlı Ulupınar Kasabası sınırları içerisindedir. Türbe, sarp kayalıklar üzerine sonradan yapılmıştır. Yunus Emre Milli parkı içinde bulunmaktadır. Türbenin hemen yakınında Yunus Emre’ye atfedilen Çilehane binası mevcuttur.

YUNUS EMRE

 

  

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/YunusEmre.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yunus Emre, yüzyıllardan beri susmayan bir ses, gönüllere taht kurmuş bir sultan ve Allah’ın katında yüksek bir mana önderidir. Türk ve İslam ruhu ile en güzeli söyleyerek insanlığa yol göstermiştir. O, şiirlerinin güzelliği ve eşsizliği ile büyük Türk milletini gönül evinden vurmuş; onun tek vücut olmasında, en önemli yapı harçlarından birisi olmuştur. Onun büyüklüğü Anadolu’dan Azerbaycan’a, Tuna’dan Türkistan boylarına kadar  yayılmıştır.                                  

 

Bugün Anadolu’nun hemen her kent veya kasabasında, ıssız dağ başlarında, çoğunun adlarının dahi bilinmediği için “…. Dede” veya “…. Baba” diye adlandırılan, halkın hâlâ tazimle ziyaret ettiği nice kutlu sayılan mezarlar vardır. Bazen halkın, bu mezarların gerçek sahibini unutarak, sevdikleri  kimselere atfettikleri de görülmektedir.  Bu sevilen gönül sultanlarından biri de Yunus Emre’dir. Anadolu'nun on ayrı ilinde mezarı olduğunun ileri sürülmesi, Yunus Emre’nin Türkler tarafından ne kadar sevildiğinin ve benimsendiğinin bir göstergesidir.

 

Hayatı hakkında çok az bilgi sahibi olduğumuz Yunus Emre ve yaşadığı döneme ait en doğru bilgileri Hacıbektaş-ı Velî Velâyetnamesi ve Sivrihisarlı Baba Yusuf’un  Kitab-ı Mahbub-ı Mahbub adlı eserlerinden almaktayız.  Bu eserler incelendiği zaman, Yunus’un hayatında önemli yer tutan birçok  kişi ve yer adlarıyla karşılaşıyoruz. Bunlardan Kır Şehri, Suluca Kara Höyük, Sarıköy, Sivrihisar, Sarıkaraman gibi yer adları dikkate alındığında  bütün bunların Kırşehir ile Aksaray illeri sınırları içinde yer alması; Kırşehir ili sınırları içindeki Ulupınar kasabasında yer alan mezarın Yunus Emre’ye ait olma ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

Yunus’un nefis terbiyesi esnasında sık sık Hacı Bektaş-ı Velî, ile görüşmesi, Taptuk Emre’den dersler alması, ünlü şairin bu coğrafyada  yaşadığını açık şekilde göstermektedir..

 

Hacı Bektaş Velâyetname’sinde adı sık sık geçen Sivrihisar yerleşim yeri, Eskişehir’in Sivrihisar ilçesi değildir. Çünkü Hacı Bektaş-ı Velî Velâyetnamesi’’nde, İbn Bîbî’nin Selçukname’sinde, Sivrihisarlı Baba Yusuf’un halen Konya’da bulunan 401 sayfalık Kitab-ı Mahbub-i Mahbub adlı eserinde, Kerimüddin Mahmud’un Müsameret-ül Ahbar ve Müsameret-ül Ahyar isimli eserlerinde sık sık geçen Sivrihisar Kalesi ve Sivrihisar köyü bilgisini Merhum Abdülbaki Gölpınarlı ve diğer bazı  yazarlar yeterince güvenli bularak, belki de hiç araştırma gereği duymadan, Yunus’un Eskişehir iline ait Sivrihisar ilçesinde yattığı hükmüne varmışlardır. Eskişehir Sarıköy’de yapılan bir tren yolu inşası sırasında bulunan  sahipsiz bir mezarın Yunus Emre’ye ait olduğunun iddia edilip bölgeye Yunus Emre adının verilmesi iyi niyetli bir açıkgözlülüktür. Oysa Yunus’un hayatında önemli bir yeri olan Ortaköy’deki Sivrihisar Hacıbektaş’a 75 km, Eskişehir Sarıköy’e  en az 400 km uzaklıkta yer almaktadır. Ulaşımın yaya yapıldığı o dönemin şartları düşünülürse Yunus Emre’nin hayatında önemli yeri olan Sivrihisar’ın, Ortaköy yakınlarında yer alan Sivrihisar Köyü, Sarıköy’ün ise  bugün Sarı Karaman  olarak bilinen yer olma ihtimali daha gerçekçidir. Ayrıca  Selçuklu sultanı II. Mesut’un geliri yüksek olan Kırşehir’in güneyindeki Sivrihisar köyünü annesine ikta olarak tahsis etmesi de o dönemde bölgenin önemine işaret etmektedir.

 

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/yunus3.JPGYunus Emre’nin yaşadığı dönemde Orta Anadolu’da Kırşehir’de bulunduğu Orta Kızılırmak bölgesinde toplanan Türkmenler Hacıbektaş, Aşık Paşa, Ahi Evran-ı Veli, Taptuk Emre, Ahmed-i Gülşehr-i gibi önderlerin ışığında gelişmiş, Yunus Emre’de bu atmosferden nasibini almıştır.13 yy batı Anadolu’nun Bizans tekfurları ile Müslüman Türk akıncıları arasında sürekli el değiştiren bir yer olduğu düşünülürse Yunus Emre gibi fikir önderlerinin Kırşehir etrafında toplanması daha iyi anlaşılacaktır. 

 

Yunus’u doğru anlamak Taptuk Emre’yi çok iyi tanımaktan geçer. Çünkü Yunus’un insan sevgisini aldığı pınar Taptuk Emre’dir. Osmanlı ve Başbakanlık arşivleri incelendiği zaman Yunus’un hayatında önemli bir yer tutan Taptuk Emre’nin köyünün Kırşehir’in güneyinde Aksaray iline bağlı  Ortaköy ilçesi sınırları içinde yer alan Taptuk Köyü olduğu anlaşılmaktadır. Niğdeli Kadı Ahmet’in 1333 yılında tamamladığı “Al-Valad Al Şafıyk Val-Hafid Al Haliyk’’ isimli eseri incelendiği zaman da Taptuk Emre’nin bu coğrafyada yaşadığı kesin olarak anlaşılmaktadır. Ayrıca Hilmi Ziya Ülken’e göre de Taptuk Emre’nin Kırşehir medreselerinde eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Hacı Bektaş-ı Velî Velâyetnâmesi’ne göre Yunus’un hocası Taptuk Emre’ye ait olan mezar bugün Taptuk Köyü’nün camisi içerisinde yer almaktadır. Aşağıdaki haritadan da  anlaşılacağı gibi Kırşehir’in güneyindeki Sarıkaraman(Sarıköy) isimli yerleşim yerinin de Yunus’un hayatında ayrı bir yeri vardır.

 

Karaman’da bulunan mezarın ise Yunus Emre’ye ait olduğuna dair net bir bilgi yoktur. Karaman’da yatan kişinin 1512-1513 yılları arasında sağ olduğu anlaşılan Kirişçi Baba Tekkesi Şeyhi Karamanlı Katipzade Yunus Emre olduğu tahmin edilmektedir. Yunus Emre’nin yaşadığı dönemde Karaman isminin bir kent merkezi olmayıp, Konya, Aksaray ve Kırşehir topraklarını da içine alan geniş bir bölgenin  ortak ismi olduğu; bugünkü Karaman kentinin Cumhuriyete kadar  Ermenek diye anıldığı unutulmamalıdır.  

Çiftçi Yunus yaşanan büyük bir kıtlık sırasında buğday almak için Sarıköy’den Hacı Bektaş’a gitmeye karar verir. Eli boş gitmemek için yolculuk esnasında  topladığı alıçları Hacı Bektaş’a sunması pir’in çok hoşuna gider:

 

- “Sorun kendisine himmet mi ister, yoksa buğday mı?”  der.Yunus :

-“ Ben himmeti ne yapayım. Çoluk çocuğum aç… Buğday isterim’’ der.

 

İsteği yerine getirilen Yunus  kendisine verilen buğday ile yola çıkar. Hamamın olduğu yere gelince hatasını anlayarak yarı yoldan geri dönen Yunus, Hacı  Bektaş’ın yanına varır:

 

-   Buğdayları alın bana himmet verin… der. Hacı Bektaş ise;

-  O geçti artık. Senin kilidini Taptuk Emre’ye verdik.

   Sen git nasibini oradan al!...  der.

 http://www.kir-der.com/Yusuf/img/yunus1.JPG

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/yunus2.JPG

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Prof. İ. Hakkı BALTACIOĞLU’na göre bu  olay  Kırşehir topraklarında gerçekleşmiştir. Bugün bile Hacıbektaş ile Kırşehir arasındaki o hamamın kalıntıları halen varlığını devam ettirmektedir. Sarıköy ile Hacıbektaş(45 km) arasında yapılan bu yürüyüş bile Yunus’un Kırşehir’de olma ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Çünkü Eskişehir Sarıköy ile Hacıbektaş arası en az 400 km uzaklıktadır.

 

Dönemin büyüklerinden olan, Sivrihisarlı Baba Yusuf’un Kitab-ı Mahbub-ı Mahbub adlı eserinde Hacı Bayram-ı Veli, Yunus’un mezarının bu topraklarda olduğuna bakın nasıl  işaret etmektedir:

           

Azizlermiş hüsusa Yunus Emre,  

İdermiş Zühd-ü uzlet uyup emre,

Bu yerlerdedur bu zümrenin mezarı,

Müşerref eylemüşlerdir diyarı.

         

Kırşehirli Albay Refik SOYKUT tarafından Ziyaret Tepe’de bulunan Yunus Emre’ye ait mezardan alınan 12 adet kemik, 1982 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Kürsüsü tarafından bilimsel tekniklerle incelenmiş;  600 yıllık olan bu mezarın çok gezen yetişkin, 60-70 yaşlarında bir erkeğe ait olduğu raporlarla tespit edilmiştir. Kemiklerde bulunan karbon miktarının yeterli olmaması nedeniyle yaş tespitinin tam yapılamamış olması da mezarın çok eski olduğunun bir  göstergesidir.

 

Devlet Planlama Teşkilatı, 1983-1987 yılları arasında yaptığı çok yönlü çalışmalardan sonra bölgeyi, Yunus Emre Millî Parkı olarak ilan etmiştir. Ziyaret Tepe etrafında  her yıl binlerce ağaç dikimi yapılarak bölgenin güzelleştirilmesine çalışılmaktadır. Bugün bile bölgede çocuklara konan isimler arasında Yunus, Emre, Derviş, Eren,  isimlerinin çok yaygın olması ve yöredeki alıç ağaçlarının çokluğu  dikkat çekicidir.

 

Yukarıda saydığımız birçok neden göz önüne alındığı zaman ünlü Türk mutasavvıfı ve şairinin mezarının bu coğrafyada olması kesinlik kazanmaktadır.  Bu nedenle Kırşehir ilinin Ulupınar Kasabası ile Aksaray iline bağlı Sarıkaraman(Sarıköy) Kasabası arasında yer alan 1267 rakımlı  Ziyaret Tepe’de yatan ulu kişinin Yunus Emre olduğu kabul edilmiştir. Kırşehir ve Aksaray Valiliklerince Yunus Emre ile hocası Taptuk Emre için anıt mezarlar yaptırılmıştır. Her yıl  Kırşehir ve Aksaray valiliklerince Yunus Emre’yi  anmak üzere ortak törenler düzenlenmeye devam edilmektedir.


 
 AFLAK BABA TÜRBESİ : Altınyazı köyü içerisinde bulunmaktadır. Köşeleri pahlı kare gövde üzerinde yükselen türbe, içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülüdür. Selçuklu mimari özellikleri gösteren türbe tamamen yenilerek kesme taştan yapılmıştır.



TARİHİ EVLER


 
HACIBEY KONAĞI : Yenice mahallesinde bulunmaktadır. 1925 yılında Kırşehir Muhasebe Müdürü Hacı Bey tarafından yaptırılmıştır. Yapı kamulaştırılarak Kültür ve Turizm Bakanlığı mülkiyetine geçmiştir. Restorasyon çalışmalarına başlanan yapı yakın zamanda konuk evi olarak hizmete sunulacaktır.
 
AĞALARIN KONAĞI : Kayabaşı mahallesinde bulunmaktadır. 1939 yılında Enver AKINCI tarafından taş ve tuğladan yaptırılmıştır. Cumhuriyet döneminin örnek yapılarından olan bu binada Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kamulaştırılmıştır. Restorasyon çalışmalarına başlanılmıştır.
 
BEKİR EFENDİ KONAĞI: Kayabaşı mahallesinde bulunan Bekir Efendi konağı dönemin Kırşehir evi mimarisini yansıtan en iyi örneklerden birisidir. İki katlı olan binanın alt ve üst katında ortada sofa ve sofaya açılan odalardan oluşmaktadır. Yapının tavan göbekleri ajur tekniğinde yapılmış süsleme elemanları dikkati çekmektedir.


 
SÜLÜKÇÜLERİN KONAĞI : 1926 yılında Kasaros usta tarafından yaptırılmıştır. Kırşehir merkez, Kalehöyük eteklerinde bulunmaktadır. Bu gün iki katlı yapının alt katı dükkan, üst katı konut olarak kullanılmaktadır.  Üst katta öne çıkıntılı şekilde bir balkon bulunmaktadır. Balkonun duvarlarında ahşap payeler vardır. Ahşap payelerin arasında 4 kemer yapılmıştır, kemerlerin üzerleri derz’lerle süslüdür, alt kat taş, üst kat kerpiçten yapılmıştır.



                                                             KİLİSELER


 
ÜÇAYAK KİLİSESİ : Kırşehir Merkez Taburoğlu Köyü yakınlarında bulunmaktadır. Bizans döneminde 10-11 yy. lara tarihlenmektedir. Bizans döneminin başkenti mimarisini yansıtan önemli eserlerindendir. İki imparator tarafından adak yeri olarak yaptırıldığı sanılmaktadır. İki kiliseden oluşan bina tamamen tuğladan yapılmış olup; 1938 yılındaki depreme kadar yapıyı örten kubbe ayakta durmaktaydı.

 
HACIFAKILI KİLİSESİ : Akçakent ilçesi Hacıfakılı köyü içerisindedir. Hacıfakılı köyünün bulunduğu alan önemli bir Bizans dönemi yerleşim yeridir. Ev ve bahçe duvarlarında bu döneme ait çok sayıda devşirme malzemenin kullanıldığı görülmektedir. Kilise olarak bilinen yapının tek bir odası kalmış olup, malzeme olarak tuğla kullanılmıştır. Bizans dönemi özelliği göstermektedir.
 
AKSAKLI KİLİSESİ: Mucur ilçesi Aksaklı köyü içerisinde bulunmaktadır. Kaya kilisesi şeklinde olup, yer altı şehri ile birlikte bir bütünlük oluşturmakta ve aynı döneme tarihlenmektedir. Kilisenin duvarlarında fresk (hac) bulunmaktadır. Oldukça önemli bir eser olan bu yapı turistik öneme haizdir.
 
ALTINYAZI KİLİSESİ: Mucur ilçesi Altınyazı köyü içerisinde bulunmaktadır. Kaya kilisesi olup, içerisinde kabartma şeklinde haç işaretleri bulunmaktadır. Köyün altında bulunan yer altı şehri ile bir bütünlük oluşturmaktadır. Hıristiyanlığın ilk yayılma dönemlerine tarihlendirilmektedir.

 
DEREFAKILI KİLİSESİ: Akçakent ilçesinin Derefakılı köyündedir. Halen ayakta olan bu kiliselerin köy kilisesi olduğu söylenmektedir. Hıristiyanların ilk kiliselerinden olma özelliği taşımaktadır.
 
MANASTIR VE KEŞİŞ SARAYI: Mucur’un doğusundaki su deposunun bulunduğu yerde olup Bizanslılardan kalmıştır. Volkanik kayalara oyulmuş 20-30 odadan meydana gelmektedir.


                                                       KERVANSARAYLAR


 
KESİKKÖPRÜ (Cacbey Kervansarayı): Kırşehir’in 23 km güneyindeki Kesikköprü köyünde Kızılırmağın kenarında bulunmaktadır. Selçuklu yapısı olan kervansarayın 1248 yılında Anadolu Selçuklu sultanı II. Gıyasettin Keyhüsrev döneminde Kırşehir emiri Nurettin Caca tarafından yaptırılmıştır.  1989 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilerek bu günkü şeklini almıştır. Kervansaraya güney cephesinde bulunan bir kaç kapıdan girilmektedir, giriş bir eyvan şeklinde olup, tonozla örtülüdür. Eyvanın sonunda bir mescit, sağında bir oda bulunmaktadır, eyvandan geniş dikdörtgen bir avluya geçilmektedir. Avlunun kuzeyinde altı ayağın taşıdığı sivri kemerli beşik tonozlu revak bölümü mevcuttur. Kapalı bölüm taç kapası sivri kemerli olup eyvan şeklindedir. Kapalı bölüm taç kapısının üzerinde faklı yönlerde ilerleyen iki aslan figürü bulunmaktadır

.
 
                                                           KÖPRÜLER

 
KESİKKÖPRÜ: Kesik köprü köyünde, Kızılırmak SHAPE \* MERGEFORMAT  üzerinde kurulu olan köprü 1248 yılında Anadolu Selçukluları tarafından Kesikköprü kervansarayı ile birlikte yaptırılmıştır. Kırşehir ile Konya’yı birbirine bağlamak için yapılan köprü Türk mimarisinin önemli eserlerindendir.  Kesikköprü 400 metre uzunluğunda, 6 metre genişliğinde, 13 gözlü olup gözler sivri kemerlidir. Köprü 1616,1849,1925 yıllarında onarım görmüş olup bu günde halen onarım çalışmaları devam etmektedir.

 

KESİKKÖPRÜ

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/kesikkopru2.JPG                 http://www.kir-der.com/Yusuf/img/kesikkopru3.JPG

Kesik köprü köyünde, Kızılırmak üzerinde kurulu olan köprü 1248 yılında Anadolu Selçukluları tarafından Kesikköprü kervansarayı ile birlikte yaptırılmıştır. Kırşehir ile Konya’yı birbirine bağlamak için yapılan köprü Türk mimarisinin önemli eserlerindendir.  Kesikköprü 400 metre uzunluğunda, 6 metre genişliğinde, 13 gözlü olup gözler sivri kemerlidir. Köprü 1616,1849,1925 yıllarında onarım görmüş olup bu günde halen onarım çalışmaları devam etmektedir.

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/kesikkopru1.JPG 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KESİKKÖPRÜ (Cacabey Kervansarayı):

 

Kırşehir’in 23 km güneyindeki Kesikköprü köyünde Kızılırmağın kenarında bulunmaktadır. Selçuklu yapısı olan kervansarayın 1248 yılında  Anadolu Selçuklu sultanı II. Gıyasettin Keyhüsrev döneminde Kırşehir emiri Nurettin Caca tarafından yaptırılmıştır.  1989 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilerek bu günkü şeklini almıştır. Kervansaraya güney cephesinde bulunan bir tac kapıdan girilmektedir,  giriş bir eyvan şeklinde olup, tonozla örtülüdür. Eyvanın sonunda bir mescit, sağında bir oda bulunmaktadır, eyvandan geniş dikdörtgen bir avluya geçilmektedir. Avlunun kuzeyinde altı ayağın taşıdığı sivri kemerli beşik tonozlu revak bölümü mevcuttur. Kapalı bölüm taç kapası sivri kemerli olup eyvan şeklindedir. Kapalı bölüm taç kapısının üzerinde faklı yönlerde ilerleyen iki aslan figürü bulunmaktadır.

 

KALELER


 
KIRŞEHİR KALESİ: Kırşehir’in ortasında akan Kılıçözü çayının yanı başındaki yığma tepeye, halk “Kale” demektedir. Yığma şeklinde oluşan höyüğün yüksekliği 30 m.dir. 10 dönümlük bir alanı kaplamaktadır. Bu tepenin 4. yy. da Bizans imparatoru Jüstinien tarafından oluşturulduğu sanılmaktadır. Kadı Burhanettin’in Osmanlılara karşı tamir ettirdiği kaleden bu güne hiçbir şey kalmamıştır. Halk arasında söylenen “ Kale’de evi, Kındam’da bağı olmayana kız verilmez” sözü de, burada zamanında evlerin bulunduğunu göstermektedir. Bu gün bu kale üzerinde yalnız Alaeddin Camii ve bir okul bulunmaktadır.

 
CEMELE (Çayağzı Kalesi): Kırşehir’in Çayağzı kasabasının güneyindeki dağın en yüksek noktasında yapılmış olan kale varlığını hala korumaktadır. 14. yy. başlarında kale Orta Anadolu da Kadı Burhanettin ve Osmanlı devleti arasında sınır teşkil etmiştir, daha sonra Karaman oğullarının sahiplendiği kale Çelebi Mehmet tarafından alınmıştır. Kalenin adı bazı Osmanlı tarihlerinde Cemaze, Cemadi, Cemade biçiminde yazılmıştır.

 
ÖMERHACILI KALESİ :  Kamana 12 km uzaklıkta Ömerhacılı kasabasında Baran dağının sarp ve dik bir tepesi üzerindedir. Kalede oturanların asma merdiven yada gizli yollardan buraya çıktıkları, çevrede hiçbir yerde basamak yerine rastlanmamasından anlaşılmaktadır. Tuğladan yapılmış kemer kalıntıları kalenin önemini göstermektedir. Yapının Roma ve Bizans döneminde kullanıldığı sanılmaktadır.
 
KEÇİ KALESİ :  Kırşehir merkez Kızılca köyünün doğusundadır.Bizanslılar döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Kalenin duvar kalıntılarının bu günkü yüksekliği 2-3 metre kadardır. Kırşehir’de bulunan kalelerin en büyüklerindendir.


 
KUŞ KALESİ : Kaman yakınlarında bulunan kuş kalesi turizm yönünden görülmeye değer eski bir kale harabesidir. Etilerden kaldığı ve Bizanslar tarafından da kullanıldığı sanılmaktadır.


HÖYÜKLER


 
İlimizin, tarihin her döneminde yerleşim yeri olarak kullanıldığını gösteren kanıtlardan birisi de höyüklerdir. Kırşehir’de tespit ve tescili yapılan 100’ün üzerinde höyük bulunmaktadır. Aşağıda önemli höyüklerden bazıları anlatılmıştır.

 
ÇAĞIRKAN KALE HÖYÜK : Kırşehir ili Kaman ilçesine 9 km uzaklıktaki Çağırkan kasabasında bulunur. 25-27 metre yüksekliğindeki toprak dolgu höyüğün genişliği 500 m den fazladır. Höyükte Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi adına Japonlar tarafından Prof. Dr. Masao MORİ başkanlığında 1986 yılında arkeolojik kazılar başlatılmıştır, bu günde halen devam etmekte olan kazılarda elde edilen eserlere bakıldığında höyüğün MÖ.. 3000’den islami döneme kadar iskan gördüğü anlaşılmaktadır. Kale höyükte çoğunluğu günlük kullanıma ait olan çanak, çömlek ve ev aletleri ile takılardan oluşan 100’lerce eser Kırşehir Müzesine kazandırılmıştır.  Kazılardan çıkan eserlerin Hitit ve Firik medeniyetlerine ait olduğu anlaşılmıştır.


MERKEZ KALE HÖYÜK:  Şehir merkezinde bulunan kalehöyükte yapılan araştırmalar sonucu höyüğün MÖ.. ki dönemlerden itibaren kesintisiz olarak günümüze kadar yerleşim yeri olduğu anlaşılmıştır. Höyük üzerinde halen bir camii, okul ve yeşil alan bulunmaktadır.

 

KALEHÖYÜK

 

Kırşehir ili Kaman ilçesine 9 km uzaklıktaki Çağırkan kasabasında bulunur. 25-27 metre yüksekliğindeki toprak dolgu höyüğün genişliği 500 m den fazladır. Höyükte Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi adına Japonlar tarafından Prf. Dr. Masao MORİ başkanlığında 1986 yılında arkeolojik kazılar başlatılmıştır, bu günde halen devam etmekte olan kazılarda elde edilen eserlere bakıldığında höyüğün M.Ö. 3000’den islami döneme kadar iskan gördüğü anlaşılmaktadır.

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/kale1.JPG

 

Kale höyükte çoğunluğu günlük kullanıma ait olan çanak, çömlek ve ev aletleri ile takılardan oluşan 100’lerce eser Kırşehir Müzesine kazandırılmıştır.  Kazılardan çıkan eserlerin Hitit ve Firik medeniyetlerine ait olduğu anlaşılmıştır.      

 

Kale höyükte çoğunluğu günlük kullanıma ait olan çanak, çömlek ve ev aletleri ile takılardan oluşan 100’lerce eser Kırşehir Müzesine kazandırılmıştır.  Kazılardan çıkan eserlerin Hitit ve Firik medeniyetlerine ait olduğu anlaşılmıştır.  


 
HASHÖYÜK: Kırşehir ili merkezine 35 km uzaklıktaki Hashöyük sınırları içerisindedir. Fransız arkeologlar tarafından 1938 yılında yapılan kazılarda Hitit dönemine ait kalıntılar bulunmuştur.
 
YUĞ ( Yağ Çeşme Höyüğü):  Mucur ilçesinin 6 km kuzeyindedir “ Yuğ” Orta asyadan gelen Türklerin bu çevreye verdikleri isimdir. Yuğ çeşmesinin yanı başında yükselen höyüğün tarihi daha eskidir, ilk bakışta anlaşılmasa da bol sular, verimli araziler höyük etrafındaki harap mezarlar geçmiş nesillerin yaşantılarının asırların derinliklerinde ve toprak altında kaldıklarını göstermektedir.

 
DİĞER HÖYÜKLER:  Kırşehir’in doğusundaki Gölhisar Mahallesinde bulunan Gölhisar höyüğü, Karakurt Kaplıcası yolu üzerinde Sevdiğin höyüğü, Hatunoğlu Köyündeki Öksüzkale höyüğü, Çamalak köyündeki Çiftçi höyüğü, İkiz höyüğü, Höyüke höyüğü ve Malören höyüğü
 


MUCUR İLÇESİNDE: Seyfe höyüğü, Tepesidelik tuzlası yakınında Tuzla Höyüğü, Alhöyük, Boz Höyük, Garipler Höyüğü, Külhöyük, Heyik Höyüğü, Kızılgöbek höyüğü, Kızlar höyüğü, Şeyh Hazma höyüğü vardır. Ayrıca Mucur ilçesi yakınlarından geçen tarihi İstanbul-Bağdat yolu üzerinde bulunan Seyfe, Budak, Burunağıl ve Altınyazı köylerinde işaret höyükleri vardır. Bu höyüklerin, eserlere yaptırıldığı ve üzerlerinde ateş yakmak suretiyle, işaret tepeleri olarak kullanıldığı bilinmektedir.

 

SEYFE GÖLÜ

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/seyfe1.JPG          http://www.kir-der.com/Yusuf/img/seyfe2.JPG

 

Seyfe Gölü, Orta Anadolu’da bulunan birkaç tuzlu gölden biridir. Kırşehir’in kuzeydoğusunda yer alan göl, Mucur’a 16 km. uzaklıktadır. Yöre, sulak ve yer yer sazlık, bataklık alanlardan oluşmaktadır. Gölün doğusunda, kıyıya yakın sazlıklardan oluşmuş pek çok adacık vardır. Bu adacıklar ve göl çevresinde, ötücü kuşlar da dahil olmak üzere toplam 187 kuş türünün varlığı mevcuttur. Göl, su kuşlarının beslenme, üreme ve konaklama alanı olarak sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da önemli sulak alanlarındandır.

 

Gölde, dünyanın en büyük flamingo topluluklarından biri ( 320 bin adet) barınmaktadır. Göl, aynı zamanda sonbaharda yüz binlerce ördeğin konaklama alanıdır. Seyfe gölünde beslenen ve konaklayan diğer önemli kuş türleri; çamurcunlar, pelikanlar, balıkçıllar, yağmurcunlar, kazlar, kılıç gagalar, martılar, bababanlar ve sumrulardır. İlkbaharda gölün doğusundaki adacıklarda bu kuşlar başta olmak üzere çeşitli türlerden binlerce kuş yuva yapmaktadır. Ayrıca Malya Devlet Üretme Çiftliği alanında toy, turna gibi büyük kuşlar da barınmaktadır. Seyfe gölü çevresi, sonbaharda leyleklerin önemli toplanma alanlarındandır. Bölgede 480 bin kuşun bir arada yaşadığı tespit edilmiştir.,

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/seyfe3.jpg

 

Seyfe Gölü içindeki en güzel görüntüler Seyfe Köyü yakınlarında bulunan höyükten izlenmektedir.  Ayrıca Seyfe’nin Badıllı mahallesinden de göl kenarına kadar gelip, gölün güzelliğini ve flamingoları seyretmek mümkündür. Ayrıca, yaz ayların da flamingolar gölün bir çok kesiminden de seyredilebilir.  Ancak göl kenarından gözlemevinin bulunmaması yakından izleme olanağını kısıtlamaktadır.

 

Uluslar arası kuruluşlara göre; 24 saat içinde, 25 binden fazla su kuşunun bir arada bulunduğu bölgeler birinci derece sit alanı olarak ilan edilmektedir. Seyfe Gölü bu sınıflandırmanın üzerinde olduğu için bir çok yabancı kuş bilimcilerinin ve çevrecilerin dikkatini çekmektedir. Göl ve çevresi 1990 tarihinde “ Tabiatı Koruma Alanı” ilan edilmiştir. Göl aynı zamanda birinci derece “ Doğal Sit Alanı”dır. Uluslar arası Kuşları Koruma Konseyi ( ICDP), Seyfe Gölü’nde yaşayan 27 tür kuşu koruma listesine almıştır. Nesilleri azalan bu kuşlar, Türkiye’nin de taraf olduğu Bern sözleşmesi ile koruma altına alınmıştır . 

 

Bölgenin hem tanıtılması hem de korunması için başlatılan çalışmalara hızla devam edilmektedir.  Seyfe Gölü, Orta Anadolu’da turizmin en yoğun olduğu bölge olan Kapadokya’ya yakındır.

 

Ancak son yıllarda gölü besleyen su kaynakları ile ilgili hatalı uygulamalar gölün büyük çapta kurumasına neden olmuştur. Kuraklığın devamı halinde bölgeyi terk eden çok sayıda kuş türünün Uluslar arası kuş göç yolu üzerindeki bu bölgeye bir daha uğramayabileceği endişesi vardır.


 
ÇİÇEKDAĞI İLÇESİNDE : Kösele höyüğü, Küçük höyük ve Sarı höyük bulunur.


 
KAMAN İLÇESİNDE İSE : Ömerhacılı höyüğü ile Hirfanlı Baraj Gölü altında kalan, Savcılı Dokuz Höyüğü bulunmaktadır.


AKBAYIR TÜMÜLÜSÜ: İlin 4 km batısındaki Akbayır mevkiinde tepe üzerindedir. Kazı çalışmaları sırasında Roma dönemine ait iki mezar ortaya çıkarılmış, ancak mezarların daha önce soyulmuş olması nedeniyle herhangi bir kalıntıya rastlanmamıştır.
 
İKİ ÖKÜZ BAŞLI HİTİT KABARTMA HEYKELİ(Öküz Başı): Kırşehir’in batısında Kızılırmak kıyısında bulunan Savıcılı Büyükoba kasabası yakınlarındaki höyüğün tepe kısımlarında bulunmuştur. İki öküz başlı Hitit kabartma heykeli- sunağı yaklaşık 30 ton ağırlığında ve granitten yapılmış olup halk tarafından öküz taşı olarak adlandırılmıştır. Hitit dönemine ait olduğu sanılan anıtın bulunduğu höyükte çanak ve çömleklere de rastlanmıştır, sunak halen Hirfanlı baraj tesislerinin giriş yolu üzerindeki jandarma karakolu yakınında durmaktadır.


YER ALTI ŞEHİRLERİ:


 
Kırşehir’de Hıristiyanlığın hızla yayıldığı Roma dönemine ait, ibadet ve sığınma amacıyla yapılmış 15 civarında, irili ufaklı yer altı şehri tespit edilmiştir. Yapılan tarih araştırmalarında, Kırşehir’in Roma döneminde bir ara önemli bir siyasi merkezi olduğu, hatta kısa bir süre eyalet başkenti yapıldığı ortaya çıkmıştır.

 
MUCUR YER ALTI ŞEHRİ: Mucur’un merkezinde, Hamidiye Mahallesindedir ve Ülkemizin önemli tarihi yer altı şehirlerinden biridir. İl Hıristiyanlık döneminde MS.. 3.ve 4. yüzyıllarda yapılmıştır. Mucur’un bu dönemlerde, Hıristiyan aleminin Kapadokya bölgesindeki belli başlı şehirlerinden olduğu anlaşılmaktadır. Roma ve Bizans döneminde savaş ve baskınlar sırasında halkın korunması amacıyla yer altı şehrinin yapıldığı bilinmektedir. Yerden 7-8 metre derinlikte, yumuşak kayalara oyularak yapılan Mucur yer altı şehrinin Kırşehir Aşıkpaşa Türbesi yakınlarına kadar uzandığı tahmin ediliyor. Yer altı şehrinin ek giriş kapısı kuzeydedir. Bugün 42 odaya sahip olan yer altı şehrinde, dehlizler, ahırlar, ibaret yerleri, gizli yollar ve geçitler bulunmaktadır. Ayrıca, yer altı şehrinde, özel bölmelerin girişlerini kapatmak amacıyla yapılmış, büyük hacimli kapak taşları ile şehrin oksijen ihtiyacını karşılamak için yapılmış havalandırma bacaları bulunur.


Mucur yer altı şehri üzerinde bulunan 4795 m2 alan 1991 yılında Kültür Bakanlığınca kamulaştırılmıştır. Ayrıca, Kayseri Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nca birinci derecede korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmiştir.


Mucur yer altı şehri, Nevşehir iline bağlı Derinkuyu, Kayaklı ve Zelve ilçelerinde bulunan yer altı şehirleriyle eşdeğerde olup, Kırşehir bölge turizmine önemli katkıda bulunacak niteliktedir. 1988 yılında, Belediye’nin imkanları ile temizliği ve giriş düzenlemeleri yapılarak, yer altı şehrinin iki katı yerli ve yabancı turizme açılmıştır. Yer altı şehri, ileriki yıllarda yapılacak yeni çalışmalar sonucunda daha fazla önem kazanacaktır.

 
KÜMBETALTI YER ALTI ŞEHRİ: Kırşehir’in Medrese Mahallesindedir. Halen giriş bölümü ile birkaç odası gezilebilmektedir. Kapadokya bölgesinin en büyük yer altı şehirlerinden biri olduğu sanılan Kümbetaltı yer altı şehrinde, elektrik donanımı ve gerekli düzenlemeler gerçekleştiremediğinden, diğer oda, salon ve dehlizler gezilememektedir.

 
DULKADİRLİ İNLİ MURAT YER ALTI ŞEHİRLERİ: Merkeze 58 km. uzaklıktaki Dulkadirli İnli Murat Köyünde bulunur. Bir manastır yada konaklama yeri görünümündeki yer altı şehrinin, MS.. 4.-5. yüzyıllarda bölgede yaşayan Hıristiyanlar tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Sağlam bir yapıya sahip olan yer altı şehri, kaya zeminin oyulmasıyla yapılmış üç ana mekan ve bu mekanlara açılan, işleri boş 10 odadan ibarettir. Büyük salonlardan esas avluya açılan, kemerlerle süslü 14 kapısı vardır. İkinci salonun ikinci odasında, basamaklarla inilen bir de su kuyusu vardır. Son yıllardaki çalışmalarla yer altı şehrinin bir kısmının temizliği ve bakımı yapılarak, turizme açılmıştır. Bu yer altı şehri, bu gün Türkiye’de turizme açılan diğer yer altı şehirleriyle karşılaştırıldığında, daha farlı ve güzel bir yapıya sahip olduğu görülmekte olup, ilimiz turizm potansiyelleri arasında yer almaktadır.

Bu yer altı şehrinin yakınlarında, Dulkadirli Yarımkale Köyü’nde ikinci bir yer altı şehri vardır. 25-30 m. yüksekliğindeki kayalar içerisine oyulmuş açık avlulu bir kenvarsaray ile yine kayaların oyulmasıyla yapılmış 4 salon, - 8 odadan oluşmaktadır. Gerekli bakım yapıldığında görülmeye değerdir.

Ayrıca Mucur-Aksaklı köyü ile Kaman-Aliöllez dağı eteklerinde de yer altı şehirleri bulunmaktadır. Kaman’ın güneyindeki kuşkale tepesinin şehirle buluştuğu noktada, kayalara oyulmuş, büyük bir salonu, uzun koridoru ve 10-12 odası olan yerleşim yeri vardır.

 
KEPEZ YER ALTI ŞEHRİ: Mucur ilçesine 14 km uzaklıkta bulunan Kepez köyü yerleşimi içerisinde bulunmaktadır. 2002 yılı içerisinde Kırşehir Müze Müdürlüğünce yapılan çalışmalar sonucu ziyarete açılmıştır. Onlarca galeri ve odalardan oluşmaktadır. Düzgün mimarisi ve iki farklı renk toprak yapısı ile dikkati çekmektedir. Turizm açısından önemi olan bir yerdir.

 
UYLUK VE KABADURAK ŞEHİR KALINTILARI: Mucur’un 10 km kuzeydoğusunda, Budak ve Geyicek Köyleri arasındaki Uyluk dağı eteğinde, Uyluk şehrinin kalıntıları vardı. Şehrin çok eski olması ve toprak altında kalması nedeniyle tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte, Eti’lerden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığı sanılmaktadır.


Kabadurak şehir kalıntıları, tarihi İstanbul-Bağdat yolu üçerinde, turizm açısından büyük önem taşıyan Seyfe gölüne oldukça yakın bir yerdedir. Kabadurak mevkiinde, büyük taş yığınlarından oluşan ve harabe halinde bulunan şehir, çok geniş bir sahayı kaplamaktadır. Şehir kalıntılarının güneyindeki tepenin altına doğru uzanan, çok sayıda mağara evleri vardır. Çok eski dönemlerden beri buralarda yerleşmelerin olduğu anlaşılmaktadır.

 
AŞILIK MAĞARASI: Mucur’un 8 km. kuzeybatısında yer alan mağaranın Eti’ler döneminden beri kullanıldığı sanılmaktadır. Köpekli dağının yamacında bulunan mağaranın içinde “ Aşı” denilen demir oksit çıkmaktadır. Aşı madeni boya sanayinde kullanılmaktadır. Uzun yıllar içinde aşı çıkarılan mağara, bugün göçükler sebebiyle, içine girilemez durumdadır.

KAPLICALARIMIZ

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/Kirseh_terme_oteli.jpghttp://www.kir-der.com/Yusuf/img/Kirsehir_rabilatsyon.jpg 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Terme Kaplıcası:

 

Kırşehir’in Merkez Kuşdilli Mahellesindedir. İstanbul Üniversitesi Tıbbi Ekoloji ve Hidro Klimatoloji Araştırma ve Uygulama Merkezinin Kırşehir Terme kaplıcası ile ilgili olarak Fiziksel-Kimyasal ve Biyolojik Analiz Raporu ve tıbbi değerlendirmesinde; Kaplıcanın maden suyu kalsiyum. sodyum yüklü bikarbonatlı alkalik bir su özelliğindedir. Sıcaklığına göre izotermaldir. Eşik değerin altında da olsa C02 gazı taşımaktadır. Bu özelliklerini dikkate alarak, bu tür maden suyu ile yapılacak Kaplıca uygulamalarda genel olarak banyo havuz, inhalasyon ve içme kürü olanaklarının düzenlenmesi yararlıdır. Bu tür uygulamalarla, bu tür Kür merkezi eklem ve eklem dışı Romatizmal hastalıkların kronik dönemlerinde ve sekellerinde, ameliyat ve ortopedik müdahalelerin nekahatında, damar sertliği ve buna bağlı hastalıkların, Felçlerin rehabilitasyonunda vegatatif sinir bozukluğuna bağlı yetersizlikler, sürmenaj ve yorgunlukta, diabet, gut ile şişmanlık ile giden hastaliklar, karaciğer, safra kesesi, mide ve barsak hastalıklarında, böbrek taşlarında, hipertansiyon, kronik bronşit, üst solunum yolu iltihaplarında olumlu sonuç alınmaktadır. Bu gün Kırşehir’de bu şifa1ı su üzerine turistik bir otel ve modern bir kaplıca yapılarak hizmete sunulmuştur.

 

Karakurt Kaplıcası:

 

Kırşehir İli Merkez İlçesine bağlı Karalar köyü sınırları içerisindedir. Kaplıca yöresinin yükseltisi 1000 mt. dir Kaplıcaının Selçukluların ünlü komutanlarından Kılıç Arslan tarafından 1135 yılında yaptırı1arak iş1etmeye açıldığı sanılmaktadır. I1ıca-Hakan Türbe ve mescidinden o1uşan bu yapı toplu1uğu tüm görünüşü ile Türk yapı özeliğini taşımaktadır. Semavi Eyice Kırşehir’de Karakurt Kalender Baba llıcası adlı yapıtında mimarisinin açık Se1çuklu karakterinde olduğu bu tesislerin 13. yüzyılın sonlarından itibaren veya 14. yüzyılın içinde yapılmış olabileceğini yazmaktadır. Eski yapılar yanında birbirine yakın iki blok olarak çağdaş kaplıca kuru1uş1arı yapı1mıştır. Kaplıca kente 15 km. uzaklıktadır.

 

 

Tedavi kuru1uşu olarak iki genel, on tane de özel havuzu bulunmaktadır. Kaplıcanın 50 yataklı oteli, çevresinde market ve çay ocağı vardır. Kaplıcanın suyu Kalsiyum bikarbonatlıdır. Isısı artı 50 santigrat derecededir. Banyo tedavisi olarak romatizma, nevraljin ve kadın hastalıkları için salık verilmektedir.

 

Tedavi kuru1uşu olarak iki genel, on tane de özel havuzu bulunmaktadır. Kaplıcanın 50 yataklı oteli, çevresinde market ve çay ocağı vardır. Kaplıcanın suyu Kalsiyum bikarbonatlıdır. Isısı artı 50 santigrat derecededir. Banyo tedavisi olarak romatizma, nevraljin ve kadın hastalıkları için salık verilmektedir.

 

Tedavi kuru1uşu olarak iki genel, on tane de özel havuzu bulunmaktadır. Kaplıcanın 50 yataklı oteli, çevresinde market ve çay ocağı vardır. Kaplıcanın suyu Kalsiyum bikarbonatlıdır. Isısı artı 50 santigrat derecededir. Banyo tedavisi olarak romatizma, nevraljin ve kadın hastalıkları için salık verilmektedir.

 

Çiçekdağı İlçesinin Mahmutlu köyü sınırları içerisinde eskiden Romalılar tarafindan hamam olarak kullanılan bol sulu bir kaplıca daha vardır. Bu suyun ısısı 50 derecedir. Mucur İlçesinin Avcı köyünde halk tarafından içmece diye adlandırılan bir su daha vardır. Bu sudan sindirim sistemi bozukluklarında yararlanılmaktadır.

 

 

 

KIRŞEHİR MÜZESİ

 

 

Kırşehir Müzesi’nin ilk kuruluş çalışmasına 1936 yılında başlanmıştır. Cumhuriyet sonrası Türkiye’sinde yeni müzelerin kurulması girişimlerinin başladığı bu dönemde, Kırşehir’de halkın “ Kale” olarak adlandırdığı şehir merkezindeki Kalehöyük üzerinde yer alan Alaaddin Camii’ne bir kısım taş eser ve etnografik eserler toplanarak bir müze deposu oluşturulmuştur. Ancak sonraki yıllarda bu girişim unutulmuş ve devam etmemiştir.

 

1975’de Kırşehir Valiliği’nce eski eserlerin korunması ve müze oluşturulması için “ Eski Eser Komisyonu” kurulmuş, 1980 yılında Kırşehir Müze Müdürlüğü tesis edilmiştir. İl eser (Sikke) envanter kaydı 1981 yılında yapılmıştır. Bu arada müzenin taşınmaz eserlerinin tespiti ve tescili amacıyla arazi çalışmaları da başlatılmıştır.

 

1985’de şehir merkezindeki İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü binasında, 100 m2’lik bir mekanda o yıla dek toplanan eserler sergilenmeye başlanmış ve 20 m2. lik bir de depo oluşturulmuştur.

 

1986 yılında Kaman Kale Höyük arkeolojik kazısının başlatılmasıyla müzenin gelişimi hızlanmış ve aynı yıl ilk arkeolojik eser envanterine başlanmıştır.

 

1993 yılında müze koleksiyonundaki eserler Kırşehir Kültür merkezi’ndeki deposuna konulmuştur.

 

Kırşehir Müzesi’nin ziyarete açılması çalışmaları 1996 yılında hız kazanmıştır. Ziyarete açılan Kırşehir Müzesi’nde sikke, etnografik ve arkeolojik eser olmak üzere 3300’ün üzerinde eser mevcuttur. Kırşehir Müze Müdürlüğü’nün arazi çalışmaları sonucu 136 adet taşınmaz kültür varlığı tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

 

Kültür Merkezi binasının içerisinde bulunan ve önceleri Güzel Sanatlar Galerisi olarak kullanılan bölümün alt katı Arkeoloji, üst katın büyük bölümü Etnografya Müzesi olarak 1997 yılında ziyarete açılmıştır.

 

Arkeolojik eserlerin büyük bölümü, bölgede yapılan kazı ve yüzey araştırmalarından, özellikle Kaman-Kale Höyük ve Malkaya’ dan getirilen eserlerden meydana gelmiştir. Arkeoloji bölümünde, Asur Ticaret kolonileri Dönemi’nden Osmanlı Dönemi’ne kadar kronoloji veren Kaman Kale Höyük kazı buluntuları sergilenmektedir. Salonun bir köşesinde Roma dönemine ait mermer eser grubu bulunmaktadır. Selçuklu dönemi çocuk sandıkları ve mezar taşları ile başlayan islami dönem eserleri, sikke vitrinleri ile Osmanlı dönemine kadar uzanmaktadır.

 

Müzenin üst katının büyük bölümü, etnografya bölümü olarak düzenlenmiştir. Buna da, Kırşehir’de ortaya çıkan Ahilik ve Ahi Evran’ın tanıtımı ile ilgili çeşitli eserlerin sergilendiği, Ahi Evran’a atfedilen başlık, mütteka, ahilik sancağı ve Ahi Fütuvvetnamesi ile secerenamelerinin yer aldığı üç vitrin bulunmaktadır.

 

Ayrıca Kırşehir halıcılığının temsil edildiği dokuma tezgahı ve önünde halı dokuyan yöresel giysili kadın mankenin bulunduğu bir köşe oluşturulmuştur. Bir diğer köşede ise Kırşehir evindeki günlük yaşamdan bir kesitin görüldüğü sergileme yer almaktadır.

 

Kırşehir Müze Müdürlüğü kültür varlıklarını koruma, ortaya çıkarma, Türk ve Dünya Turizminin hizmetine sunma konusunda çalışmalarını sürdürmektedir. Arazi çalışmaları sonucunda 160 adet taşınmaz kültür varlığı tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

 

Müze Müdürlüğü başkanlığında sürdürülen kazı çalışmalarında Dulkadirli, Kepez Yer altı  Şehirleri  Dünya Turizminin hizmetine sunulmuştur. Savcılı İnlidağ Mağarasındaki çalışmalar ise sürdürülmektedir.

 

Kırşehir Kültür Merkezinde bulunan Müze’de;

 

Asur Ticaret Kolonileri döneminden başlayarak yörede yapılan kazı ve araştırmalarda özellikle;

 

Kaman Kalehöyük den ortaya çıkarılan çeşitli dönemlere ait kalıntılar, Ahiliğe ait belgeler ve etnografik eserler sergilenmektedir

 

KIRŞEHİR  MÜZESİNİN 1. KATI ARKEOLOJİ BÖLÜMÜNDE ;

1986 Yılında Japonya Orta Doğu Kültür Merkezi  tarafından Kaman Çağırkan Kalehöyükte başlatılan kazıdan elde edilen eserler, Asur Ticaret Kolonileri Döneminden eserler, mezar selleri ve yöreden elde edilen  çok sayıda taşınır kültür varlığı sergilenmektedir

 

KIRŞEHİR MÜZESİNİN 2. KATI  ETNOGRAFYA BÖLÜMÜNDE;

♦  Ahiliğe ait belgeler

♦  El sanatları örnekleri

♦   Kırşehir Evi

♦  Yörede kullanılan çeşitli ev eşyaları örnekleri sergilenmektedir.

 

EL SANATLARI

 

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/hali_3.jpgKırşehir halılarının 17.ve18. yüzyıl örnekleri genellikle “ Seccade” tipindedir. Gördes düğüm tekniği ile yünden dokunmuşlardır. Renklerinde kırmızı, mavi, kahverengi, sarı, yeşil ve beyaz tonları hakimdir. Mevcut örneklerde iç şaşırtmalı dizilen çiçekler ve zikzak  yaparak uzanan üçgene benzeyen motiflerle “ Gelin ağlatan” desenin yer aldığı iki dar bordür yer alır. Halı zemini yan yana yerleştirilmiş ince dar şeritlerle kısaltılır. Genellikle mihr7abın bulunduğu bu bölümde, mihrabın altında ve üstünde dikdörtgen çerçeveler görülür. Günümüzde halkın “ Sandık” adını verdiği birkaç parçaya ayrılır. İç laleye benzeyen yada kelebeğin andıran bitkisel desenlerle doludur. Bazı örneklerde yatık (S) şeklinde ejder figürleriyle süslenir. Mihrap içi çoğunlukla boş bırakılır veya lale vb. çiçeklerle süslenir. Mihrap iç yüzünün kenarları “ Küpe şeklindeki çiçeklerle kuşatılır. Mihrap tepeliğinin çevresinde ibrik motifleri bulunur. Mihrap üstü boşluğu ise sandık bölümündeki çiçeklerle benzer motiflerle doludur.

 

Kırşehir halılarının geleneksel motifleri yaklaşık 1. Dünya Savaşı yıllarına kadar sürmüştür. Daha sonra çıkan pamuk iplik ve sentetik boya ortaya çıkmıştır. Halıların genel şeması öncesi dönemin karakterini taşımakla birlikte, mihrap üstü boşluğuna küçük çiçekler, ibrik motifleri ve günümüzde “ Kandilli Su” denen geometrik ve bitkisel desenlerin karışımı süslemeler işlenmeye başlanmıştır. Halı zemininde küçük bir göbek (top) yer alır. “Sandık” içinde “Arapeli” motifi demet çiçekleri ve ejder figürleri görülür. Bu arada el, ayak gibi sembolik motifler dikkati çeker.

 

1950 yılından bu yana dokunan Kırşehir halıları oldukça şekil değiştirmiştir. Yaklaşık 1960 yılına kadar Kırşehir’in her köyünde halı dokunduğu bilinmekteyse de bugüne sadece Özbağ ile Karacaören, Dalakçı ve Gümüşkümbet köylerinde halı dokunmaktadır.

Kırşehir halılarında eskiden “ gömme ıstar” denilen bir ucu tavana dayalı gömülü tezgahlar  kullanılmaktaydı. Günümüzde modern  tezgahlara dönüşmüştür. Yörede tezgah dik gerilen iplere “ eriş” yan atılan iplere “ argaç” denilmektedir. Halılarda Türk düğüm tekniği kullanılmakta, dokuma esnasında “ kirkit; bıçak, tarak”tan yararlanılmaktadır.

 

Kaynaklara göre 19. yüzyıla ait Kırşehir halılarının 10x10 cm de 40x50,1900-1950 arasında 36x45 veya 38x50 düğüm vardır. 1959’da 32x34 veya 32x40’dır. 1978-1980 yıllarında 28x28 veya 28x30 düğüm görülmektedir. Ancak kalite halk arasında çile hesabı ile ölçülmektedir. Yörede 20 çift ipe “çile” denilmektedir.

 

http://www.kir-der.com/Yusuf/img/hali_1.jpg

 

Günümüz Kırşehir halılarında desene, halk arasında “ Model” denilmektedir. Model ezbere yada dokunmuş halıya bakılarak dokunmaktadır.  Halının hangi bölümünde olursa olsun motifin etrafı siyah renkli kenar çizgisi ile çevrilir. Halk arasında buna “ tilif” denir. Bir Kırşehir halısında yöresel deyimlerle dıştan içe doğru dar kenar, dar su, enli kenar, sandık, köşe ve göbek bölümleri yer alır. Dar kenar “ çatıkkaş, ziksaklı su” adı verilen bitkisel desenler ve bir ters bir düz yerleştirilmiş geometrik motiflerle, enli kenar leblebili su, Türk ocağı, kazan kulpu, deve tabanı, elmalı su, küpeli, gelin ağlatan  ve hava başı (bağbaşı) desenleriyle süslenir.

 

Kırşehir’de 1950 yılına kadar seccade kayrıla halısı, sedir halısı, namazlık halı ve yastık halıları dokunmuştur. Günümüzde daha çok seccade halısı, namazlık halı, karyola halısı, yastık halı dokunmaktadır.  

 

GİYİM – KUŞAM

 

KADIN GİYSİLERİ:

 

 

ÜÇ ETEK:

 

Bıçak burnu yada zincirli diye adlandırılan kumaştan yapılır. Etek üç parçalıdır. Parçaların kenarları işlemeli olduğu gibi düzde olabilmektedir. Kollar ya uzundur yada kolsuzdur. Kol ağızları düz veya lastikli olabilir. Eteğin önündeki parçaları kıvrılarak kuşağın altına sokulur.

 

KUŞAK:

 

Üç eteğin üzerinden bele bağlanır. Yerine göre Trablus kuşak geniş tokalı ve deri, madeni kemerle kullanılır. Kuşak uçlarında püskül şeklinde ponçak denen karışık renkli püskül bulunmaktadır.

 

ŞALVAR (don):

 

Genellikle koyu renkli zemin üzerine küçük çiçekli ve kendinden yollu kadife kullanılır. Belleri uçkurlu, paça ağızları düğmeli yada lastikli olur. Peyik kısmı genişçe, parçalar bol bir şekilde dikilir.

 

YAZMA (Tülbent):

 

Fesin üzerine değişik renklerde pullu tülbent yada oyalı yazma örtülür. Ayrıca tülbentler kenarları pulu  değişik renklerde boncuklarla bezenmiş  şekildedir. Tülbent, arka uçlarının birisi alınır, çene altından başın üzerine atılarak toka ile tutturulur. Orta yaşlılar ve yaşlılar bunun üzerinden siyah renkte ayrı bir tülbent bağlarlar.

 

AYAKKABI (Yemeni):

 

Altı kösele uç kısmı kıvrıktır. Alçak topukludur. Genellikle siyah, kahverengi ve kırmızı deriden yapılır. Zenginler ve yaşlılar (lapçin) denilen topuklu ve iç içe iki ayakkabı giyerler. Ayağa işlemeli iplik yada yün çorap giyerler.

 

GELİNLİK ENTARİ:

 

Giysi keten kumaştan yapılır. Genellikle koyu renktedir. Entarinin üzerine kuşak bağlanır. Başa fes giyilir. Üzerine tülbent ve poşi bürünülerek duvak şekline sokulur. Yüz kapatılır. Duvağın üzerine büyükçe bir örtü örtülüp üzerinden  yan tarafa doğru çekilip bağlanır. Ayağa çorap ve kundura giyilir. Entarinin önü göğüs kısmına kadar açıktır. Entarinin üstüne çeşitli altın ve boncuklar takılır.

 

 

 

ERKEK GİYSİLERİ:

 

GÖYNEK:

 

Genellikle ketendir. Bazen ipeklidir. Zemin beyaz, gri yada siyah düz desenlidir. Yakasız astarlı, uzun kollu sedef düğmelidir.

 

DELME YELEK(Cemadan):

 

Siyah, lacivert yada koyu yeşil renkli çuhadan yapılır. Kolsuzdur. Üç yada dört düğme ile iliklenir. Göğüs üstü karın üstüne kadar açıktır. Sade olduğu gibi işlemeli de olabilir.

 

ŞALVAR:

 

Kumaşı yelekle aynıdır. Uçkurlu ve astarlı olarak dikilir. yandan cepli paça kısmı dardır. normal peyliklidir.

 

KUŞAK:

 

Beyaz yünden üç-dört metre uzunluğundadır. Bir ucu püsküllüdür. Şalvar ve gömleğin üzerinden bele bağlanır. Sağ taraftan şalvarın üzerine sarkıtılır.

 

ÇORAP:

 

Ayağa beyaz yün çorap giyilir. Bu çorap, iş zamanlarında ve oyunda şalvarın üzerine çekilir. Diz altından uçları püsküllü yün bağıyla bağlanır.

 

 

KIRŞEHİR FOLKLORÜ

 

FOLKLOR NEDİR?

 

   Folklor, bir milletin hayatında var olan gelenek ve göreneklerin dili yardımıyla hafızasında sakladığı edebiyat ve müziğinin, daha geniş anlamıyla, manevi kültür ürünlerinin toplamıdır.

   Folklor, halka ait olan her şeyi içine alır. Halkın malı olmuş, kaynak olarak kişisel olsa bile, çoğunlukla sözlü olarak nesilden nesile geçen ve bu geçiş sırasında yeni şartlara göre değişme eğiliminde olan edebiyat ürünleri, halk destanları, masalları, türküleri, manileri, fıkraları, temsili sözler, tekerlemeler, hayat ve tabiatın olaylarına ait inançlar ve buna benzer birçok şeyi kapsar.

 

KIRŞEHİR FOLKLORU VE TARİHÇESİ

 

    Kırşehir, Türk’ün genel karakterini tipik olarak ve hiç bozmadan sürdüren insanların yaşadığı bir beldedir. Bu belde gözü tok, gönlü zengin insanlarla doludur. Kırşehir yöresi ve insanları sevinç ve kederlerinde hep ölçülüdürler. Bahar ve yaz aylarında, genellikle düğünlerde, eğlencelerde çoğunlukla ağır başlı ve içten bir söyleşi havası vardır. Yemekleri ölçülü ve doyumludur. Kırşehir halkı, gelenek ve göreneklerine sıkı sıkıya bağlıdır. Birçok inançlarını günümüze kadar getirmiş ve bugün de bu inançlarını aynen sürdürmektedir.

   Kaşık oyunları, halayları kendisine güven duygusunun anlatımını veren ritmik hareketlerle süslüdür. Halk Türkçe si, Anadolu ağzının genel gelişimi içinde Oğuz Türkçe'sinin özelliklerini taşır.

   Yöremizde halk oyunlarımız; türkülerimiz kadar eskidir. Kesin bilinmemekle beraber 1800’lü yılların ilk dönemlerinden beri düğün, şenlik ve panayırlarda, içki alemlerinde karma, ya da ayrı ayrı oynanan yörelerimiz oyunları olduğu kaynak kişilerce kulaktan kulağa gelmektedir.

   Ancak bilimsel bir araştırmanın az da olsa yapılması 1960’lı yıllara rastlamaktadır. 1960’ta İstanbul Festivaline bir ekip hazırlayıp gönderilmiş ve seyirlik amacıyla ilk ekip oluşturulmuştur. Bu ekipte ilk bakışta figür kısırlığı ve sahneleme noksanlığı görülmüş ancak, türkülerin hareketli ve ritmik oluşu ve enstrüman hayli ilgi çekmiştir. 1976 yılında yöremizde yapılan “Türkiye Mahalli Halk Oyunları Yarışması” yöredeki folklor çalışmalarını özellikle halk oyunlarına ilgiyi bir hayli artırmıştır.

   Yeniden ve daha geniş kapsamlı bir araştırma sonucunda gerek giysi, gerekse oyunlarımız bir ikincilik getirmiştir’. İşte bu tarih aslında yöremizde bir patlama noktası olmuştur. Halen yöremizde halk oyunları dalında iki dernek ve 10 okul faaliyetini sürdürmektedir

 

KIRŞEHİR OYUNLARI

 

    Kırşehir, Orta Anadolu’da folklor bakımından çok geniş ve zengin bir beldedir. Halay ve kaşık oyunları bakımındân bir geçiş bölgesidir. Yörede iki oyun türü vardır, İki oyun türü düğünlerde, yeniliklerde ve benzeri eğlencelerde oynanmaktadır.

   Gerek halay gerekse kaşık oyunları türlerinde geniş kapsamlı bir araştırma ne yazık ki tam olarak yapılabilmiş değildir. Bu bakımdan oyunların sayısı kesin olarak bilinmemektedir. Bilinen oyunların isimleri şöyledir.

 

           HALAYLAR :

1 - Ağırlama

2 - Avşar

3 - Hayrani

4 - Üç ayak

5 - Hoplatma

6 - Hasandağı sekmeni

7 - Karkın halayı

8 - Üç oğlan zeybeği

9 - Esir almaca

10 - Sepetçioğlu

11 - Anşa

12 - Kıvrak halayı

13 - Hoptirilim

14 - İbrane

15 - Cemo

16 - Sinsin

Halaylar davul zurna eşliğinde ve erkeklerce oynanmaktaydı. Günümüz KIRŞEHİR’DEKİ çeşitli folklor derneklerinin gösterimlerinde kızlar da oyunlara katılmaktadır.  “Halay”denilen halaylarda bireysel oyunları etkisi belirgindir. Oyun topluca başlar, “başçeken” (halay başı) tek başına gösteri yapar. Daha sonra da halayın sonuna geçer. Bu kez yeni başçeken gösterisin yapar. Oyun böylece sürer.

Halaylar genellikle belli bir sıra izleyerek birbirine ekli oynanır. Oyunların düzeni şöyledir:

 

-Ağırlama

-Kıvrak halay

-Türkü halayı

-Üç ayak

-Yanlama

-Sekmen (seymen) halayı

Başka bir halay düzeninde de şu sıra izlenmektedir:

-Üç ayak halayı

-Hasandağı sekmesi

-Sivrik halayı

-Cirit halayı

-Avşar ağırlaması

-Keçeli

 

Ayrıca Anşa halayı, narinli halayı, yıldız, kuşlar, sepetçioğlu ve sinsin gibi halaylar da yaygındır. Aynı ezgilerle oynanan Cirit halayı ile Sinsin figürleri değişiktir. Halaylarda “Başçeken”in elinde mendil vardır. El ele tutuşan oyuncular, birbirine yaklaşıp ayrılırlar.

     Kaşıklı oyunlar (Karşılama)

Geçmişte “muhabbet”lerde ince saz denilen bağlama, keman ve darbuka eşliğinde erkeklerce oynanırdı. Kadınlar arasında da oynanan oyunlara ud ve tef eşlik etmekteydi. Günümüzde kimi köylerde sürdürülen bu geleneği, kurulan dernekler yaşatmaya çalışmaktadır. Bu oyunlar düğün, karşılama ve uğurlama törenlerinde davul-zurna eşliğinde oynanmaktadır.

Kaşıklı oyunların en yaygınları şunlardır:

 

Bad-i zabah(Bad-i Saba), Üç oğlan(kırşehir zeybeği), Biter biter Kırşehir’in gülleri, Yürü güzel, Çiçekdağı

Bunlardan kimileri şöyle oynanmaktadır:

   Üç oğlan: İki ya da daha çok erkek oyuncunun oynadığı bu oyun ağırlamayla başlar, gitgide hızlanır. Oyuncuların ellerinde tahta kaşıklar vardır, ezgiye göre kaşık vuruşları değişir; zeybek özellikleri görüldüğü için Kırşehir Zeybeği de denmektedir. Oyun çökmeler ve beceri isteyen devinimlerle sürer.

   Çiçekdağı: Erkeklerin oynadığı kaşıklı oyunlardandır. Geçmişte kaşık yerine bardakla oynanan oyun, ağırdan başlar ara nağmeyle hızlanır.

   Biter Kırşehir’in Gülleri: Erkeklerce oynanan türkülü oyunlardandır. Türkünün başlangıcında “heyyyt”diye nara atılır, dizler çapraz biçimde yere vurulur. Ellerdeki kaşıklar bir-iki vurularak ayağa kalkınır. En önemli figür, sol topuğun sağ ayak arkasında sertçe yere vurulmasıdır.

Oyunun türküsü şöyledir:

Biter Kırşehir’in gülleri biter

Şakıyıp dalında bülbüller öter

Aman amman gülüm Amman

Amman amman efendim amman

Atladım Dinekdağa

Alnım değdi yaprağa

Kız koynunda ölürsem

Koyma beni toprağa

Çoktur güzelleri hep yeni yeter

Kaşının üstünde keman görünür

Aman amman sebep Amman

Amman amman efendim amman

Aynam düştü yerlere

Karıştı gazellere

Tabiatım kurusun

Bakarım güzellere

     Yürü Güzel: Üç, dört kişiyle karşılama biçiminde oynanır. Öbür oyunlardan daha canlıdır. Hafif bükülerek oynanır. Oyunun en belirgin figürleri son bölümdeki çaprazlamalardır.

     Özellikle Abdallar arasında muhabbet toplantılarında görülen köçek oyunları geçmişte oldukça yaygındı. Düğünlerde, erkek toplantılarında köçekler oynatılırdı. Günümüzde bu gelenek ortadan kalkmıştır.

     Seyirlik Oyunlar, Orta oyunları:Geçmişte yöre köylerinde, düğünlerde, özel toplantılarda yaygın olarak oynanan oyunlar, günümüzde de kimi düğünlerde oynanmaktadır. Kalaycı, Kaz ve Koca oyunları bunlardandır.

     Koca Oyunu: 1942’de Mucur’dan Mehmet Ali Çamlıca’nın derlediği bu oyunda kişiler, koca, kahya, Arap,menevşeler(Arap zenneler) sazcılar ve köylülerdir. Koca uzun bir koyun postu giyer, ğöğsüne ve sırtına yastıklar yerleştirmiştir. Sakallı,bıyığı, yüzü una bulanmıştır, elinde uzun sopası vardır. Arap, yalınayaktır. Yüzünü, dirseklerine dek kollarını ve diz kapağından aşağısını karaya boyamıştır. Başında poşu, kemerinde fişeklik, tabanca, kama vardır. Menevşeler, kadın kılığında erkeklerdir. Alana önce koca girer, kahyanın adının cafer olduğunu, ancak birçok kez yinelettikten sonra anlar. Bu seyircileri güldürür. Koca, değirmen ustası   olduğunu,   köye    değirmen    yapmak    istediğini     söylerse de   kahyayı inandıramaz.  Bir iskemle isteyince, seyircilerden biri iskemle olur, koca tam oturacağı sırada adam çekilir, koca yere düşer, bu da gülüşmelere neden olur. Koca, manilerle kahyaya Söz atar:

Dam başında batırak

Akşam gelin oturak

Kahya senin dinin imanın kıtırak

Hay benim Cafer Ağam, Cafer Ağam

Bir gölüğüm (eşek) var da sürerim gitmez

Üstündeki yükü de haneme yetmez

Kahyalar it olmuş da bizim kapıdan gitmez

     Daha sonra iki kızından birini iki ğölük karşılığı kahyaya verebileceğini söyler. Bunun üzerine köylülerden ikisi eşek olur, binmeye çalışanlar eşekler binemez, düşerler. Koca, saz çalınırken alandan ayrılır, menevşelerle döner, çeşitli türkülerle oyun oynarlar. Bu arada Arap hızla alana gelir. Kızlar kaçışır, koca bir masanın altına saklanır. Arap kızlarını ister. Yaşlı bir adamın kızlarını kaçırdığını, eğer onları bulmazlarsa her yeri yakıp yıkacağını söyler. Masanın yanından geçerken kocayı tekmeler ve yüksek sesle Arapça yarı Türkçe söylenir. Kahya önce kızlarının yerlerini söylemez, Arap kor halinde kömür dolu sepetle gelince korkar, kurtulmak için kızları vermeye razı olur. Kızlar gelir, Arap onları oynatır, alır gider. Bu kez koca, kızları bulun diye tutturur. Kahyanın verdiği iki eşekle kızları aramaya çıkar. Bir süre sonra kızları bulur, birlikte oynamaya başlar. Bir ara durup Arap kızlara bir şey yapmış mı? diye bakınca kızlar gücenir, oynamazlar. Ancak “tilki gibiçenlerse”, oynayacaklarını söylerler. Koca da zorunlu olarak dediklerini yapar, kızlar hoşlanıp oynarlar. Kahya ve koca da onlara katılır. Bu sırada Arap gelir, kocayı öldürerek kızları sürükleye sürükleye götürür. Oyun böylece sona erer.

BAZI OYUNLARIN ÖYKÜLERİ:

1-ÇİÇEKDAĞI: Kırşehir yöresi kaşık oyunları arasında önemli bir yeri vardır. Kırşehirli bir delikanlı ile yavuklusu ağadan kaçarlar. Çünkü ağa kıza göz koymuştur. İki sevgili bir süre Çiçekdağı’na gelirler. Sarp kayalara tırmanarak dağı geçmeye çalışırlar. Fakat bunu başaramazlar. Orada yaşamaya karar verirler. Fakat bu olanaksızdır. Bir gün sert bir fırtına onları ayırır, kız yolunu kaybeder kayalardan düşerek ölür. Delikanlı uzun süre sevgilisini arar, fakat bulamaz. Sevgilisinin öldüğünü de kabul edemez. Sonra dağı ve yaşadığı yerleri onun yerine koyar. Dağ ile konuşur, türkü söyler. Hiç kimse onların izlerini bulamaz. Yıllar sonra, bir adam mağarada sazına sarılmış ağır hasta olarak bulunur. Daha sonra kendine gelir, fakat aklını  kaybetmiştir, yürüyüşü aksaktır, sakat kalmıştır.Devamlı türkü söyler. Kısa süre sonra ölür. O yöredeki insanlar bu türküyü söylemeye ve onun yürüyüşüne benzettikleri figürlerle oyunu oynamaya başlarlar. Oyun; onların dağda yaşadıkları ve bir arada geçirdikleri günleri simgeler. Kız ve erkek beraber oynarlar. Saz ve söz ile oynayan bir oyundur.

2-YÜRÜ GÜZEL: Kırşehir’in eğlence amacıyla oynanan oyunları gibi sonradan halk arasından yer almış oyunlardan birisidir. Bu oyunu genç kızlar kendilerine gelen görücülere hoş görünmek için ve kendilerini beğendirmek amacıyla endam gösterisi olarak nitelerler. Fakat genelde, eğlencelerde, düğünlerde güzel ve beğeni toplayan kızların kendilerini göstermek için oynadıkları oyundur. Bu oyunda sertlikten çok yumuşaklık ve canlılık vardır

3-KIRŞEHİR’İN GÜLLERİ: Yöre kültürü doğaya bağımlı olarak gelişmiştir. Bu yüzden oyunda tarımsal temalar geliştirilmiş ve simgelenmiştir. Kırşehir’in türküleri tarihsel süreç içerisinden yaşadıkları yere, doğa güzelliklerine ve sevgiliye söylenen bir türküdür. Oyunda ise bu konuya ek olarak sahip olunan nimetlere sevgili ile beraber yapılmış, karşılıklı oyunlarda beraber yapılmış şükran gösterilerdir. Oyun saz ve sözle oynanır. Oyun figürüne keklik sekmesi denir

4-GEL YANIMA GEL:  Bu oyunda genelde aynı özellikler hakimdir Köylerde bu oyun kan davalarını bitirmek ve kitleler arası yakınlaşmayı sağlamak amacıyla oynanır. Bu oyunu kızlar ve erkekler ayrı ayrı oynarlar. Düğünlerde gelin ve damadın anne ve babalarına bu oyun oynatılır. Onların arkasından kız, erkek herkes katılır.