TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLER
İlk yerleşimin MÖ.. 3000’lere uzandığı Anadolu’nun ortasında bulunan Kırşehir
zengin bir kültürel mirasa sahiptir. Geçmişten günümüze pek çok uygarlıklara ev
sahipliği yapmış Türk İslam dönemlerinde Türk kültürünün yaşatıldığı bir merkez
olmuştur. O dönemde 13. ve 14. yy.da Ahi Evran, Hacı Bektaş, Cacabey, Aşıkpaşa,
Ahmed-i Gülşehri gibi Kırşehir’de yetişmiş büyük insanlar eserleri ile,
düşünceleri ile döneme damgalarını vurmuşlar, tarihteki önemli rolleri onları
günümüze kadar yaşatmıştır.
CAMİLER
ALAADDİN CAMİİ : Kırşehir, Merkez, Kalehöyük üzerinde bulunmaktadır,
Selçuklu döneminde Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında yaptırılmıştır,
1893 yılında yapı tümden yıkılarak mutasarrıf Arif bey tarafından tekrar
yaptırılmıştır. Yapının portalinin giriş kapısı melik muzafferüddin behram şaha
ait medreseden getirildiği bilinmektedir. Yapının portali zengin Selçuklu
plastik kabartmaları ile dikkati çekmektedir.
LALA CAMİİ (LALE)
: 
Yapının
13. yy. a ait olduğu sanılmaktadır. Camii moloz ve kesme taştan yapılmış olup
payelere oturan üç kubbe ile örtülüdür. Bu gün camii olarak kullanılan yapının
esasında bir darphane olabileceği düşünülmektedir.
KAPUCU CAMİİ :

Osmanlı
dönemine ait olmakla birlikte kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Yapıya üç
kubbe ile örtülü son cemaat yerinden girilmektedir. Asıl ibadet mekanı kare
planlı olup kubbe ile örtülüdür.
CARŞI CAMİİ :
Osman döneminde 1864 yılında Hüseyin bey
tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı ibadet mekanı ağaç bindirme tekniği ile
yapılmış kırlangıç tavan da denilen çatı örtmektedir. Yapının minaresi
bulunmamaktadır.
BUÇUKLU CAMİİ : Caminin kesin yapım
tarihi bilinmemekle birlikte son Osmanlı dönemine aittir. Dörtgen ibadet
mekanının çatısı Marsilya piramidi ile örtülüdür. Basit ahşap direkli son
cemaat yeri mevcut olup yapı kerpiçle inşa edilmiştir. Yapının batı tarafından
beden tarafına bitişik olan tuğla minaresi otantik bir görünüm verir
MEDRESELER
CACABEY MEDRESESİ



Kırşehir kent merkezinde bulunan medrese Selçuklu döneminde Kılıçaslan oğlu
Keyhüsrev zamanında Kırşehir emiri Nurettin Cibril Bin Cacabey tarafından
1271-1272 yıllarında bir gözlem evi medrese olarak yaptırılmıştır.
Eser sonradan camiye çevrilmiştir. Birkaç kez onarılmış olup minaresindeki
mavi çiniler nedeniyle halk arasında “ cıncıklı” camii adı ile
anılmaktadır. Medrese kesme taştan yapılmış olup kare planlıdır. İki eyvanlı
kapalı avlulu medreseler gurubuna girmektedir. Döneminde astronomi yüksek okulu
olarak hizmet vermiştir.
Mukarnas kavsaralı iki renkli taş işçiliğinin uygulandığı taç kapısı
bulunmaktadır. Kuzeyindeki giriş kapısı işlemelidir, yapıdan ayrı olan tuğladan
yapılmış çinili ve tek şerefeli minaresi ilk önce gözlem yeri olarak
kullanıldığını göstermektedir.
Ana eyvanda yer alan karşılıklı iki sütun koni ve küre biçimlerinin
üst üste bindirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu sütun düzenlemesinin Anadolu Türk
sanatında başka bir örneği bulunmamaktadır. Cacabey camiinin sol
bitişiğinde Cacabey’e ait bir türbe bulunmaktadır.
CACABEY KİMDİR?
Ceceli aşiretinin beyi olan Emir Bahaddin Caca’nın oğlu olan Cacaoğlu
Nureddin Cebrail, 1240’ta Kırşehir’de doğdu. Kırşehir’e büyük hizmetlerde
bulunmuş, büyük ve tarihi şahsiyettir. Adı edebileşmiş bu devlet adamı “ Cacabey”
adıyla ün kazanmıştır.
Selçukluların son yıllarında düzen bozulduğu için iller valiler ile
yönetiliyordu. Eskişehir Emiri olarak görülen Caca Bey, bir süre Tokat’ta
kaldıktan sonra Kırşehir’e bey olmuştur.
Kırşehir Beyi iken, Emirhor olan Eseddedin İsyanı’nı bastırdı. Elbistan
Savaşı’na katıldı. Orada Mısır Memlük Sultanı Baybars’a esir düştü. Baybars
bütün esirleri serbest bırakınca Caca Bey Şam’dan Kırşehir’e döndü. Bir
hükümdar gibi Kırşehir’de hüküm süren Caca Bey’in ünü, kısa sürede her tarafa yayıldı.
Genç yaşında zekasını göstererek üstün hizmetlerde bulunan Caca Bey, kısa
zamanda büyükler arasına karıştı. Mevlana, yazdığı mektupta onu övmüş,
başarısını tescil etmiştir. Aralarındaki birçok görüşmede de bu konuyu dile
getirmiştir. Özel Türkçe konuşan, emirleri ve devlet yazışmalarında Türkçe
yazan Caca Bey, kendi idaresinde olan Hacı Bektaş ile de ilgilenmiş, onu himaye
etmiştir.

Anadolu’da bir çok hayır kurumu yaptırmıştır. Bu arada Eskişehir’de bir
cami ve bir han yaptırmış, 17 cami ve zaviyeyi de onarıma almıştır. Kırşehir’de
bu gün bir mimari anıt olarak yükselen Caca Bey Medresesi’ni de yaptırmıştır.
Devrin fakültesi gözüyle bakılan bu binada Türkçe eğitimi veriyordu. Arapça ve
Acem dili ile de eserleri vardır. Ayrıca İslam Hukuku ile felsefe ve tasavvuf
dersleri de öğretiliyordu. Kubbesi açık ve altında bir kuyunun bulunduğu
Cacabey Medresesi’nde kuyuya yansıyan yıldızlar incelenir, bunlar üzerinde
araştırmalar yapılırdı. Bundan anlaşıldığına göre, bu medrese o dönemlerde astronomi
araştırmaları yapılıyor, matematik, fizik, kimya gibi konularda eğitim
veriyordu.
Caca Bey, 1301 yılında Rum tekvurları ile savaşırken şehit düştü. Naaşı
Kırşehir’e getirilerek 1272’de yaptırdığı medresenin yanındaki türbeye
defnedildi.

ZAVİYELER
AHİ EVRAN ZAVİYESİ : 1482
yılında Ahilik teşkilatının kurucusu Ahi evran adına yaptırılan camii bu gün
aynı adı taşıyan semt’te bulunmaktadır. Külliye Ahi evran’ın türbesi ile
zaviye- tekke olarak kullanılan mekanlardan oluşmaktadır. Üç kubbe üzerine kare
planlı olup kesme taştan inşa edilmiştir. Ana mekanı sağında mescit, solunda
Ahi evran’ın mezarının olduğu türbe yer alır, tek minareli yapı 1972 yılında
Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilerek camii olarak hizmete
TÜRBE ve KÜMBETLER
MELİKGAZİ KÜMBETİ:

Kırşehir ili merkezinde bulunan kümbet
1240-1250 yılları arasında Mengüçük Oğullarından Melik Muzaffereddin Behram Şah
adına eşi tarafından yaptırılmıştır. Kümbet, köşeleri pahlı kare kaide üzerine
sekizgen gövdelidir. Silindirik konik külaha geçişte üçgen pahlar
kullanılmıştır.Bu pahlarla kümbete çadır görünümü verilmiş olup Türk Türbe
mimarisinin Orta Asya Çadır sanatından etkilendiği, hatta kümbetlerin menşeinin
Orta Asya Sanatı olduğu savını kuvvetlendiren örneklerden birisidir.
FATMA HATUN KÜMBETİ: Merkez Medrese
mahallesi Kümbetaltı mevkiinde yer almaktadır. 1266 yılında dönemin ileri
gelenlerinden Hoca Aka Maatır tarafından Fatma Hatun adına yaptırılmıştır.
Kümbet; köşeleri üçgen pahlı kare kaide üzerine sekizgen gövdelidir. Örtü sistemi
içte kubbe, dışta sekizgen konik külahıdır. Yapı düzgün kesme taşlarla inşa
edilmiştir.
AŞIKPAŞA TÜRBESİ: Kırşehir Merkez
Aşık Paşa Mahallesinde yer almaktadır. Ertana veziri Alaattin Alişahruhi
tarafından yaptırılmıştır. 1333 tarihli türbe tamamen mermerden yapılmış
olup, asimetrik uzun cephesi , Kırgız çadırına benzeyen kubbesi, yana alınmış
dar ve uzun portali ile Selçuklu mimarisinden farklılık göstermektedir.
Kitabesinde çok değişik olarak kubbenin önüne gelmiş girinti yapan saçak
silmeleri ile çerçevelenmiştir. Portalide istiritye nişin etrafı, örgü
motiflerinden oluşan bir bordürle çevrilmiş, düz cephenin ortasında, alçakta,
sivri kemer alınlıklı tek bir pencere açılmıştır. Girişte yanda dar bir holle,
kubbeli kare bir mekanda oluşan türbe değişik mimari unsurların ahenkli bir
biçimde uygulandığı bir örnektir.
AŞIK PAŞA

Asıl adı Ali olan Aşık Paşa 1272 yılında Kırşehir’de doğdu. Tanınmış
mutasavvıf İlyas’ın torunudur. Babası Muhlis Paşa, Baba İlyas’ın oğludur. Baba
İlyas 13. yüzyılın başlarında Horasan’dan Anadolu’ya göç etmiş, Kırşehir ve
çevresindeki Türkmen oymaklarının şeyhi olmuştur. Onlarla birlikte
Selçuklu Sultanı ikinci Keyhüsrev’e karşı Babali Ayaklanması’na katılmıştır.
Oğlu Muhlis Paşa, Osman Gazi’nin güvendiği ve saydığı adamları arasındadır.
Kırşehir’e yerleşen Muhlis Paşa’nın üç oğlundan en büyüğü Alaaddin Ali, baş ağa
ya da en büyük kardeş olarak tanınmış Baş Ağa adı, zamanla “Beşe” sonra
da “ Paşa “ olarak söylenmiş, şiirlerinde de,”Aşık” mahlasını kullandığı için
de asıl adı unutularak “Aşık Paşa” adı, her tarafa yayılmıştır.
13.yüzyılda Anadolu’nun önemli merkezlerinden olan kentte büyük Aşık Paşa,
Kırşehir’li Şeyh Süleyman Türkmani’den din ve tasavvuf bilgilerini öğrendi.
Ahilik örgütünün “ Mucid”i oldu. Çevresine toplanan Oğuz boylarına dostluk ve
kardeşlik fikirlerini aşıladı, onlara Türkçe seslendi, eserlerini katıksız, Öz
Türkçe ile yazdı. Bir ara Kırşehir Beyi olarak atandı.
Arapça, Farsça, İbranice ve Ermenice dillerini çok iyi konuşan Aşık Paşa,
Acem, Arap kültürlerine hayran olanların karşısında bilerek ve isteyerek Türkçe
ile çıktı; yabancı kültüre kendilerini kaptıranlara içi yanarak şöyle seslendi.
Türk diline kimesne bakmaz idi,
Türklere her giz gönül akmaz idi,
Türk dahi bilmez idi bu dilleri,
İnce yolu ol ulu menzilleri,
Kırşehir’de Hacı Hatun ile evlenen Aşık Paşa’nın Elvan, Selman, Can ve
Kırlıca adlı dört oğlu ile Melek Hatun adında bir kızı vardı. Oğullarından
Selman’ın torunu da meshur tarihçi Aşıkpaşazade’dir.

Aşık Paşa’nın orijinali Kayseri’den Kırşehir’e getirilen öz Türkçe yazılı
12 bin beyitlik “ Garipname” ile çok sayıda aruz ve hece vezni ile yazılmış
şiirleri bulunur. Eserlerinde Arapça ve Farsça’ya da yer verildiği görülmüştür.

3 Kasım 1333 tarihine Kırşehir’de vefat eden Aşık Paşa’nın mezarının
üstünde tamamen mermerden yapılmış türbe bulunmaktadır. Kırşehir’in doğusunda
bulunan ve sanat anıtı olarak göze çarpan türbenin etrafı mezarlık olarak
kullanılmaktadır.
Aşık Paşa kendinden sonra gelenleri de eserleriyle etkilemiştir. Süleyman
Çelebi’nin “Mevlid-i Şerifi”nde Aşık Paşa’nın beyitlerine benzer çok sayıda
beyit vardır. Kendi eserlerinde de Yunus Tarzı ilahi ve gazelleri vardır.
CACABEY TÜRBESİ: Cacabey Camiinin
girişinde bulunur, cacabeye ait olan bu türbe Anadolu Selçukluları döneminde
1272 yılında yapılmıştır. Türbeye camii içerisinde bulunan bir salondan
geçilerek merdivenle çıkılmaktadır. Kapısı lacivert üzerine beyaz çiniler ve
yazılarla bezenmiştir. Pencere kenarları ise taş süslemedir, türbeyi içi
çinilerle süslü çokgen biçiminde bir kubbe örter.
AHİEVRAN TÜRBESİ:

Kırşehir’in merkezinde aynı adı taşıyan
camiinin sol tarafındadır. Ahilik teşkilatını kuran ve Anadolu’da
yaygınlaştıran Ahi Evran-ı Veli bu türbede yatmaktadır. Türbe 1481 yılında
Fatih Sultan Mehmet’in kayınbiraderi Alaüddevle tarafından yaptırılmıştır.
Türbeye camii içinden bir merdivenle çıkılır, üç kubbe ile örtülü kubbe kesme
taştan yapılmıştır.
KALENDER BABA KÜMBETİ : Kırşehir
Merkez Karalar Köyü içerisinde bulunmaktadır. Anadolu Selçuklu Sultanlarından
Kılıçaslan tarafından 1135 yılında yaptırılmıştır. Kesme taştan yapılan kümbet
Selçuklu mimarisi özelliklerini taşımaktadır. Kitabesi kaybolan kümbetin
Selçuklu Emirlerinden Karakurt baba adıyla da bilinen Kalender Baba adına
yaptırıldığı anlaşılmıştır.
SÜLEYMAN TÜRKMANİ TÜRBESİ: Kırşehir
Merkez İmaret Mahallesinde bulunmaktadır. Türbede Şeyh Süleyman Türkmani ile
aynı soydan gelen sekiz kişiye ait sanduka bulunmaktadır.
SÜLEYMAN TÜRKMANİ

Mevlevi tarikatına mensup olduğu anlaşılan Süleyman Türkmani’nin 1214’te
doğduğu ve babası Şeyh Hüseyin ile küçük yaşta (1224) bir Türkmen aşireti ile
Anadolu’ya geldiği ve Konya’ya yerleştiği sanılmaktadır. Nerede doğduğu belli
değildir. Dedesi Türkmen Beyi olduğu için kendisine Türkmani denilmiştir.
Mevlana’dan dersler alan Süleyman Türkmani, onun ölümünden sonra,
Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in teşkili ile Mevlevi tarikatını yaymak üzere
1239’da Kırşehir’e gelmiş, büyük bir ilgi toplamıştır.
Süleyman Türkmani’nin ömrünün son yıllarında Aşık Paşa’ya hocalık yaptığı
da bilinmektedir. Büyük hocalardan ders aldığı bilinen Süleyman Türkmani’nin en
büyükeseri “Kezkire-i Evliya”dır. Türkmani, doğudan gelen misafirler, garipler
ve işi olanlar için bir bina yaptırmıştır. Kırşehir’e yakın kızılca, Baranakla,
Çoğun, Çukurtaş, Bakişiya köyü ve daha birçok köy buradaki harcamalarda
kullanılmak üzere vakıf olarak ayrılmıştır. 1298 tarihinde 84 yaşında iken
Kırşehir’de vefat ettiği tahmin edilmektedir.Horosan erenlerinden olan Süleyman
Türkmani Türbesi, şehrin İmaret Mahallesi’nde bulunmaktadır. Horasan
erenlerinden olan Süleyman Türkmani’nin mezarının yakınlarına daha sonra
ölenlerin mezarları yaptırılmıştır.

MUHTEREM HATUN TÜRBESİ: İmaret
Mahallesinde yer alır. Kerpiç olan türbe yıkılarak tamamen kesme taştan yeniden
yapılmıştır. İçerisinde dört tane sanduka bulunmaktadır.
YUNUS EMRE TÜRBESİ: Kırşehir’e
bağlı Ulupınar Kasabası sınırları içerisindedir. Türbe, sarp kayalıklar üzerine
sonradan yapılmıştır. Yunus Emre Milli parkı içinde bulunmaktadır. Türbenin
hemen yakınında Yunus Emre’ye atfedilen Çilehane binası mevcuttur.
YUNUS EMRE

Yunus Emre, yüzyıllardan beri susmayan bir ses, gönüllere taht kurmuş bir
sultan ve Allah’ın katında yüksek bir mana önderidir. Türk ve İslam ruhu ile en
güzeli söyleyerek insanlığa yol göstermiştir. O, şiirlerinin güzelliği ve
eşsizliği ile büyük Türk milletini gönül evinden vurmuş; onun tek vücut
olmasında, en önemli yapı harçlarından birisi olmuştur. Onun büyüklüğü
Anadolu’dan Azerbaycan’a, Tuna’dan Türkistan boylarına kadar
yayılmıştır.
Bugün Anadolu’nun hemen her kent veya kasabasında, ıssız dağ başlarında,
çoğunun adlarının dahi bilinmediği için “…. Dede” veya “…. Baba” diye
adlandırılan, halkın hâlâ tazimle ziyaret ettiği nice kutlu sayılan mezarlar
vardır. Bazen halkın, bu mezarların gerçek sahibini unutarak, sevdikleri
kimselere atfettikleri de görülmektedir. Bu sevilen gönül sultanlarından
biri de Yunus Emre’dir. Anadolu'nun on ayrı ilinde mezarı olduğunun ileri
sürülmesi, Yunus Emre’nin Türkler tarafından ne kadar sevildiğinin ve
benimsendiğinin bir göstergesidir.
Hayatı hakkında çok az bilgi sahibi olduğumuz Yunus Emre ve yaşadığı döneme
ait en doğru bilgileri Hacıbektaş-ı Velî Velâyetnamesi ve Sivrihisarlı Baba
Yusuf’un Kitab-ı Mahbub-ı Mahbub adlı eserlerinden almaktayız. Bu
eserler incelendiği zaman, Yunus’un hayatında önemli yer tutan birçok
kişi ve yer adlarıyla karşılaşıyoruz. Bunlardan Kır Şehri, Suluca Kara Höyük,
Sarıköy, Sivrihisar, Sarıkaraman gibi yer adları dikkate alındığında
bütün bunların Kırşehir ile Aksaray illeri sınırları içinde yer alması;
Kırşehir ili sınırları içindeki Ulupınar kasabasında yer alan mezarın Yunus
Emre’ye ait olma ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
Yunus’un nefis terbiyesi esnasında sık sık Hacı Bektaş-ı Velî, ile
görüşmesi, Taptuk Emre’den dersler alması, ünlü şairin bu coğrafyada
yaşadığını açık şekilde göstermektedir..
Hacı Bektaş Velâyetname’sinde adı sık sık geçen Sivrihisar yerleşim yeri,
Eskişehir’in Sivrihisar ilçesi değildir. Çünkü Hacı Bektaş-ı Velî
Velâyetnamesi’’nde, İbn Bîbî’nin Selçukname’sinde, Sivrihisarlı Baba Yusuf’un
halen Konya’da bulunan 401 sayfalık Kitab-ı Mahbub-i Mahbub adlı eserinde,
Kerimüddin Mahmud’un Müsameret-ül Ahbar ve Müsameret-ül Ahyar isimli
eserlerinde sık sık geçen Sivrihisar Kalesi ve Sivrihisar köyü bilgisini Merhum
Abdülbaki Gölpınarlı ve diğer bazı yazarlar yeterince güvenli bularak,
belki de hiç araştırma gereği duymadan, Yunus’un Eskişehir iline ait Sivrihisar
ilçesinde yattığı hükmüne varmışlardır. Eskişehir Sarıköy’de yapılan bir tren
yolu inşası sırasında bulunan sahipsiz bir mezarın Yunus Emre’ye ait
olduğunun iddia edilip bölgeye Yunus Emre adının verilmesi iyi niyetli bir
açıkgözlülüktür. Oysa Yunus’un hayatında önemli bir yeri olan Ortaköy’deki
Sivrihisar Hacıbektaş’a 75 km, Eskişehir Sarıköy’e en az 400 km uzaklıkta
yer almaktadır. Ulaşımın yaya yapıldığı o dönemin şartları düşünülürse Yunus
Emre’nin hayatında önemli yeri olan Sivrihisar’ın, Ortaköy yakınlarında yer
alan Sivrihisar Köyü, Sarıköy’ün ise bugün Sarı Karaman olarak
bilinen yer olma ihtimali daha gerçekçidir. Ayrıca Selçuklu sultanı II.
Mesut’un geliri yüksek olan Kırşehir’in güneyindeki Sivrihisar köyünü annesine
ikta olarak tahsis etmesi de o dönemde bölgenin önemine işaret etmektedir.
Yunus Emre’nin yaşadığı
dönemde Orta Anadolu’da Kırşehir’de bulunduğu Orta Kızılırmak bölgesinde
toplanan Türkmenler Hacıbektaş, Aşık Paşa, Ahi Evran-ı Veli, Taptuk Emre,
Ahmed-i Gülşehr-i gibi önderlerin ışığında gelişmiş, Yunus Emre’de bu
atmosferden nasibini almıştır.13 yy batı Anadolu’nun Bizans tekfurları ile
Müslüman Türk akıncıları arasında sürekli el değiştiren bir yer olduğu
düşünülürse Yunus Emre gibi fikir önderlerinin Kırşehir etrafında toplanması
daha iyi anlaşılacaktır.
Yunus’u doğru anlamak Taptuk Emre’yi çok iyi tanımaktan geçer. Çünkü
Yunus’un insan sevgisini aldığı pınar Taptuk Emre’dir. Osmanlı ve Başbakanlık
arşivleri incelendiği zaman Yunus’un hayatında önemli bir yer tutan Taptuk
Emre’nin köyünün Kırşehir’in güneyinde Aksaray iline bağlı Ortaköy ilçesi
sınırları içinde yer alan Taptuk Köyü olduğu anlaşılmaktadır. Niğdeli Kadı
Ahmet’in 1333 yılında tamamladığı “Al-Valad Al Şafıyk Val-Hafid Al Haliyk’’
isimli eseri incelendiği zaman da Taptuk Emre’nin bu coğrafyada yaşadığı kesin
olarak anlaşılmaktadır. Ayrıca Hilmi Ziya Ülken’e göre de Taptuk Emre’nin
Kırşehir medreselerinde eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Hacı Bektaş-ı Velî
Velâyetnâmesi’ne göre Yunus’un hocası Taptuk Emre’ye ait olan mezar bugün
Taptuk Köyü’nün camisi içerisinde yer almaktadır. Aşağıdaki haritadan da
anlaşılacağı gibi Kırşehir’in güneyindeki Sarıkaraman(Sarıköy) isimli yerleşim
yerinin de Yunus’un hayatında ayrı bir yeri vardır.
Karaman’da bulunan mezarın ise Yunus Emre’ye ait olduğuna dair net bir
bilgi yoktur. Karaman’da yatan kişinin 1512-1513 yılları arasında sağ olduğu
anlaşılan Kirişçi Baba Tekkesi Şeyhi Karamanlı Katipzade Yunus Emre olduğu
tahmin edilmektedir. Yunus Emre’nin yaşadığı dönemde Karaman isminin bir kent
merkezi olmayıp, Konya, Aksaray ve Kırşehir topraklarını da içine alan geniş
bir bölgenin ortak ismi olduğu; bugünkü Karaman kentinin Cumhuriyete
kadar Ermenek diye anıldığı unutulmamalıdır.
Çiftçi Yunus yaşanan büyük bir kıtlık sırasında buğday almak için
Sarıköy’den Hacı Bektaş’a gitmeye karar verir. Eli boş gitmemek için yolculuk
esnasında topladığı alıçları Hacı Bektaş’a sunması pir’in çok hoşuna
gider:
- “Sorun kendisine himmet mi ister, yoksa buğday mı?” der.Yunus :
-“ Ben himmeti ne yapayım. Çoluk çocuğum aç… Buğday isterim’’ der.
İsteği yerine getirilen Yunus kendisine verilen buğday ile yola
çıkar. Hamamın olduğu yere gelince hatasını anlayarak yarı yoldan geri dönen
Yunus, Hacı Bektaş’ın yanına varır:
- Buğdayları alın bana himmet verin… der. Hacı Bektaş ise;
- O geçti artık. Senin kilidini Taptuk Emre’ye verdik.
Sen git nasibini oradan al!... der.


Prof. İ. Hakkı BALTACIOĞLU’na göre bu olay Kırşehir topraklarında
gerçekleşmiştir. Bugün bile Hacıbektaş ile Kırşehir arasındaki o hamamın
kalıntıları halen varlığını devam ettirmektedir. Sarıköy ile Hacıbektaş(45 km)
arasında yapılan bu yürüyüş bile Yunus’un Kırşehir’de olma ihtimalini
kuvvetlendirmektedir. Çünkü Eskişehir Sarıköy ile Hacıbektaş arası en az 400 km
uzaklıktadır.
Dönemin büyüklerinden olan, Sivrihisarlı Baba Yusuf’un Kitab-ı Mahbub-ı
Mahbub adlı eserinde Hacı Bayram-ı Veli, Yunus’un mezarının bu topraklarda
olduğuna bakın nasıl işaret etmektedir:
Azizlermiş hüsusa Yunus Emre,
İdermiş Zühd-ü uzlet uyup emre,
Bu yerlerdedur bu zümrenin mezarı,
Müşerref eylemüşlerdir diyarı.
Kırşehirli Albay Refik SOYKUT tarafından Ziyaret Tepe’de bulunan Yunus
Emre’ye ait mezardan alınan 12 adet kemik, 1982 yılında Ankara Üniversitesi Dil
ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Kürsüsü tarafından bilimsel tekniklerle
incelenmiş; 600 yıllık olan bu mezarın çok gezen yetişkin, 60-70
yaşlarında bir erkeğe ait olduğu raporlarla tespit edilmiştir. Kemiklerde
bulunan karbon miktarının yeterli olmaması nedeniyle yaş tespitinin tam
yapılamamış olması da mezarın çok eski olduğunun bir göstergesidir.
Devlet Planlama Teşkilatı, 1983-1987 yılları arasında yaptığı çok yönlü
çalışmalardan sonra bölgeyi, Yunus Emre Millî Parkı olarak ilan etmiştir.
Ziyaret Tepe etrafında her yıl binlerce ağaç dikimi yapılarak bölgenin
güzelleştirilmesine çalışılmaktadır. Bugün bile bölgede çocuklara konan isimler
arasında Yunus, Emre, Derviş, Eren, isimlerinin çok yaygın olması ve
yöredeki alıç ağaçlarının çokluğu dikkat çekicidir.
Yukarıda saydığımız birçok neden göz önüne alındığı zaman ünlü Türk
mutasavvıfı ve şairinin mezarının bu coğrafyada olması kesinlik
kazanmaktadır. Bu nedenle Kırşehir ilinin Ulupınar Kasabası ile Aksaray
iline bağlı Sarıkaraman(Sarıköy) Kasabası arasında yer alan 1267 rakımlı
Ziyaret Tepe’de yatan ulu kişinin Yunus Emre olduğu kabul edilmiştir. Kırşehir
ve Aksaray Valiliklerince Yunus Emre ile hocası Taptuk Emre için anıt mezarlar
yaptırılmıştır. Her yıl Kırşehir ve Aksaray valiliklerince Yunus
Emre’yi anmak üzere ortak törenler düzenlenmeye devam edilmektedir.
AFLAK BABA TÜRBESİ : Altınyazı
köyü içerisinde bulunmaktadır. Köşeleri pahlı kare gövde üzerinde yükselen
türbe, içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülüdür. Selçuklu mimari
özellikleri gösteren türbe tamamen yenilerek kesme taştan yapılmıştır.
TARİHİ EVLER
HACIBEY KONAĞI : Yenice mahallesinde
bulunmaktadır. 1925 yılında Kırşehir Muhasebe Müdürü Hacı Bey tarafından yaptırılmıştır.
Yapı kamulaştırılarak Kültür ve Turizm Bakanlığı mülkiyetine geçmiştir.
Restorasyon çalışmalarına başlanan yapı yakın zamanda konuk evi olarak hizmete
sunulacaktır.
AĞALARIN KONAĞI : Kayabaşı
mahallesinde bulunmaktadır. 1939 yılında Enver AKINCI tarafından taş ve
tuğladan yaptırılmıştır. Cumhuriyet döneminin örnek yapılarından olan bu binada
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kamulaştırılmıştır. Restorasyon
çalışmalarına başlanılmıştır.
BEKİR EFENDİ KONAĞI: Kayabaşı
mahallesinde bulunan Bekir Efendi konağı dönemin Kırşehir evi mimarisini
yansıtan en iyi örneklerden birisidir. İki katlı olan binanın alt ve üst
katında ortada sofa ve sofaya açılan odalardan oluşmaktadır. Yapının tavan
göbekleri ajur tekniğinde yapılmış süsleme elemanları dikkati çekmektedir.
SÜLÜKÇÜLERİN KONAĞI : 1926 yılında
Kasaros usta tarafından yaptırılmıştır. Kırşehir merkez, Kalehöyük eteklerinde
bulunmaktadır. Bu gün iki katlı yapının alt katı dükkan, üst katı konut olarak
kullanılmaktadır. Üst katta öne çıkıntılı şekilde bir balkon
bulunmaktadır. Balkonun duvarlarında ahşap payeler vardır. Ahşap payelerin
arasında 4 kemer yapılmıştır, kemerlerin üzerleri derz’lerle süslüdür, alt kat
taş, üst kat kerpiçten yapılmıştır.
KİLİSELER
ÜÇAYAK KİLİSESİ : Kırşehir Merkez
Taburoğlu Köyü yakınlarında bulunmaktadır. Bizans döneminde 10-11 yy. lara
tarihlenmektedir. Bizans döneminin başkenti mimarisini yansıtan önemli
eserlerindendir. İki imparator tarafından adak yeri olarak yaptırıldığı
sanılmaktadır. İki kiliseden oluşan bina tamamen tuğladan yapılmış olup; 1938
yılındaki depreme kadar yapıyı örten kubbe ayakta durmaktaydı.
HACIFAKILI KİLİSESİ : Akçakent
ilçesi Hacıfakılı köyü içerisindedir. Hacıfakılı köyünün bulunduğu alan önemli
bir Bizans dönemi yerleşim yeridir. Ev ve bahçe duvarlarında bu döneme ait çok
sayıda devşirme malzemenin kullanıldığı görülmektedir. Kilise olarak bilinen
yapının tek bir odası kalmış olup, malzeme olarak tuğla kullanılmıştır. Bizans
dönemi özelliği göstermektedir.
AKSAKLI KİLİSESİ: Mucur ilçesi
Aksaklı köyü içerisinde bulunmaktadır. Kaya kilisesi şeklinde olup, yer altı
şehri ile birlikte bir bütünlük oluşturmakta ve aynı döneme tarihlenmektedir.
Kilisenin duvarlarında fresk (hac) bulunmaktadır. Oldukça önemli bir eser olan
bu yapı turistik öneme haizdir.
ALTINYAZI KİLİSESİ: Mucur ilçesi
Altınyazı köyü içerisinde bulunmaktadır. Kaya kilisesi olup, içerisinde
kabartma şeklinde haç işaretleri bulunmaktadır. Köyün altında bulunan yer altı
şehri ile bir bütünlük oluşturmaktadır. Hıristiyanlığın ilk yayılma dönemlerine
tarihlendirilmektedir.
DEREFAKILI KİLİSESİ: Akçakent
ilçesinin Derefakılı köyündedir. Halen ayakta olan bu kiliselerin köy kilisesi
olduğu söylenmektedir. Hıristiyanların ilk kiliselerinden olma özelliği
taşımaktadır.
MANASTIR VE KEŞİŞ SARAYI: Mucur’un
doğusundaki su deposunun bulunduğu yerde olup Bizanslılardan kalmıştır.
Volkanik kayalara oyulmuş 20-30 odadan meydana gelmektedir.
KERVANSARAYLAR
KESİKKÖPRÜ (Cacbey Kervansarayı):
Kırşehir’in 23 km güneyindeki Kesikköprü köyünde Kızılırmağın kenarında
bulunmaktadır. Selçuklu yapısı olan kervansarayın 1248 yılında Anadolu Selçuklu
sultanı II. Gıyasettin Keyhüsrev döneminde Kırşehir emiri Nurettin Caca
tarafından yaptırılmıştır. 1989 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce
restore edilerek bu günkü şeklini almıştır. Kervansaraya güney cephesinde
bulunan bir kaç kapıdan girilmektedir, giriş bir eyvan şeklinde olup, tonozla
örtülüdür. Eyvanın sonunda bir mescit, sağında bir oda bulunmaktadır, eyvandan
geniş dikdörtgen bir avluya geçilmektedir. Avlunun kuzeyinde altı ayağın
taşıdığı sivri kemerli beşik tonozlu revak bölümü mevcuttur. Kapalı bölüm taç
kapası sivri kemerli olup eyvan şeklindedir. Kapalı bölüm taç kapısının
üzerinde faklı yönlerde ilerleyen iki aslan figürü bulunmaktadır
.
KÖPRÜLER
KESİKKÖPRÜ: Kesik köprü köyünde,
Kızılırmak SHAPE \* MERGEFORMAT üzerinde kurulu olan köprü 1248 yılında
Anadolu Selçukluları tarafından Kesikköprü kervansarayı ile birlikte
yaptırılmıştır. Kırşehir ile Konya’yı birbirine bağlamak için yapılan köprü
Türk mimarisinin önemli eserlerindendir. Kesikköprü 400 metre uzunluğunda,
6 metre genişliğinde, 13 gözlü olup gözler sivri kemerlidir. Köprü
1616,1849,1925 yıllarında onarım görmüş olup bu günde halen onarım çalışmaları
devam etmektedir.
KESİKKÖPRÜ

Kesik köprü köyünde, Kızılırmak
üzerinde kurulu olan köprü 1248
yılında Anadolu Selçukluları tarafından Kesikköprü kervansarayı ile birlikte
yaptırılmıştır. Kırşehir ile Konya’yı birbirine bağlamak için yapılan köprü
Türk mimarisinin önemli eserlerindendir. Kesikköprü 400 metre
uzunluğunda, 6 metre genişliğinde, 13 gözlü olup gözler sivri kemerlidir. Köprü
1616,1849,1925 yıllarında onarım görmüş olup bu günde halen onarım çalışmaları
devam etmektedir.
KESİKKÖPRÜ (Cacabey
Kervansarayı):
Kırşehir’in 23 km güneyindeki Kesikköprü köyünde Kızılırmağın kenarında
bulunmaktadır. Selçuklu yapısı olan kervansarayın 1248 yılında Anadolu
Selçuklu sultanı II. Gıyasettin Keyhüsrev döneminde Kırşehir emiri Nurettin
Caca tarafından yaptırılmıştır. 1989 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore
edilerek bu günkü şeklini almıştır. Kervansaraya güney cephesinde bulunan bir
tac kapıdan girilmektedir, giriş bir eyvan şeklinde olup, tonozla
örtülüdür. Eyvanın sonunda bir mescit, sağında bir oda bulunmaktadır, eyvandan
geniş dikdörtgen bir avluya geçilmektedir. Avlunun kuzeyinde altı ayağın
taşıdığı sivri kemerli beşik tonozlu revak bölümü mevcuttur. Kapalı bölüm taç
kapası sivri kemerli olup eyvan şeklindedir. Kapalı bölüm taç kapısının
üzerinde faklı yönlerde ilerleyen iki aslan figürü bulunmaktadır.
KALELER
KIRŞEHİR KALESİ: Kırşehir’in
ortasında akan Kılıçözü çayının yanı başındaki yığma tepeye, halk “Kale”
demektedir. Yığma şeklinde oluşan höyüğün yüksekliği 30 m.dir. 10 dönümlük bir
alanı kaplamaktadır. Bu tepenin 4. yy. da Bizans imparatoru Jüstinien
tarafından oluşturulduğu sanılmaktadır. Kadı Burhanettin’in Osmanlılara karşı
tamir ettirdiği kaleden bu güne hiçbir şey kalmamıştır. Halk arasında söylenen
“ Kale’de evi, Kındam’da bağı olmayana kız verilmez” sözü de, burada zamanında
evlerin bulunduğunu göstermektedir. Bu gün bu kale üzerinde yalnız Alaeddin
Camii ve bir okul bulunmaktadır.
CEMELE (Çayağzı Kalesi): Kırşehir’in
Çayağzı kasabasının güneyindeki dağın en yüksek noktasında yapılmış olan kale
varlığını hala korumaktadır. 14. yy. başlarında kale Orta Anadolu da Kadı
Burhanettin ve Osmanlı devleti arasında sınır teşkil etmiştir, daha sonra
Karaman oğullarının sahiplendiği kale Çelebi Mehmet tarafından alınmıştır.
Kalenin adı bazı Osmanlı tarihlerinde Cemaze, Cemadi, Cemade biçiminde yazılmıştır.
ÖMERHACILI KALESİ : Kamana 12
km uzaklıkta Ömerhacılı kasabasında Baran dağının sarp ve dik bir tepesi
üzerindedir. Kalede oturanların asma merdiven yada gizli yollardan buraya
çıktıkları, çevrede hiçbir yerde basamak yerine rastlanmamasından anlaşılmaktadır.
Tuğladan yapılmış kemer kalıntıları kalenin önemini göstermektedir. Yapının
Roma ve Bizans döneminde kullanıldığı sanılmaktadır.
KEÇİ KALESİ : Kırşehir merkez
Kızılca köyünün doğusundadır.Bizanslılar döneminde yapıldığı sanılmaktadır.
Kalenin duvar kalıntılarının bu günkü yüksekliği 2-3 metre kadardır.
Kırşehir’de bulunan kalelerin en büyüklerindendir.
KUŞ KALESİ : Kaman yakınlarında
bulunan kuş kalesi turizm yönünden görülmeye değer eski bir kale harabesidir.
Etilerden kaldığı ve Bizanslar tarafından da kullanıldığı sanılmaktadır.
HÖYÜKLER
İlimizin, tarihin her döneminde yerleşim yeri olarak kullanıldığını gösteren
kanıtlardan birisi de höyüklerdir. Kırşehir’de tespit ve tescili yapılan 100’ün
üzerinde höyük bulunmaktadır. Aşağıda önemli höyüklerden bazıları
anlatılmıştır.
ÇAĞIRKAN KALE HÖYÜK : Kırşehir ili
Kaman ilçesine 9 km uzaklıktaki Çağırkan kasabasında bulunur. 25-27 metre
yüksekliğindeki toprak dolgu höyüğün genişliği 500 m den fazladır. Höyükte
Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi adına Japonlar tarafından Prof. Dr. Masao MORİ
başkanlığında 1986 yılında arkeolojik kazılar başlatılmıştır, bu günde halen
devam etmekte olan kazılarda elde edilen eserlere bakıldığında höyüğün MÖ..
3000’den islami döneme kadar iskan gördüğü anlaşılmaktadır. Kale höyükte
çoğunluğu günlük kullanıma ait olan çanak, çömlek ve ev aletleri ile takılardan
oluşan 100’lerce eser Kırşehir Müzesine kazandırılmıştır. Kazılardan
çıkan eserlerin Hitit ve Firik medeniyetlerine ait olduğu anlaşılmıştır.
MERKEZ KALE HÖYÜK: Şehir
merkezinde bulunan kalehöyükte yapılan araştırmalar sonucu höyüğün MÖ.. ki
dönemlerden itibaren kesintisiz olarak günümüze kadar yerleşim yeri olduğu
anlaşılmıştır. Höyük üzerinde halen bir camii, okul ve yeşil alan
bulunmaktadır.
KALEHÖYÜK
Kırşehir ili Kaman ilçesine 9 km uzaklıktaki Çağırkan kasabasında bulunur.
25-27 metre yüksekliğindeki toprak dolgu höyüğün genişliği 500 m den fazladır.
Höyükte Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi adına Japonlar tarafından Prf. Dr.
Masao MORİ başkanlığında 1986 yılında arkeolojik kazılar başlatılmıştır, bu
günde halen devam etmekte olan kazılarda elde edilen eserlere bakıldığında
höyüğün M.Ö. 3000’den islami döneme kadar iskan gördüğü anlaşılmaktadır.

Kale höyükte çoğunluğu günlük kullanıma ait olan çanak, çömlek ve ev
aletleri ile takılardan oluşan 100’lerce eser Kırşehir Müzesine
kazandırılmıştır. Kazılardan çıkan eserlerin Hitit ve Firik
medeniyetlerine ait olduğu anlaşılmıştır.
Kale höyükte çoğunluğu günlük kullanıma ait olan çanak, çömlek ve ev
aletleri ile takılardan oluşan 100’lerce eser Kırşehir Müzesine
kazandırılmıştır. Kazılardan çıkan eserlerin Hitit ve Firik
medeniyetlerine ait olduğu anlaşılmıştır.
HASHÖYÜK: Kırşehir ili merkezine 35
km uzaklıktaki Hashöyük sınırları içerisindedir. Fransız arkeologlar tarafından
1938 yılında yapılan kazılarda Hitit dönemine ait kalıntılar bulunmuştur.
YUĞ ( Yağ Çeşme Höyüğü): Mucur ilçesinin 6 km kuzeyindedir “ Yuğ” Orta
asyadan gelen Türklerin bu çevreye verdikleri isimdir. Yuğ çeşmesinin yanı
başında yükselen höyüğün tarihi daha eskidir, ilk bakışta anlaşılmasa da bol
sular, verimli araziler höyük etrafındaki harap mezarlar geçmiş nesillerin
yaşantılarının asırların derinliklerinde ve toprak altında kaldıklarını
göstermektedir.
DİĞER HÖYÜKLER: Kırşehir’in
doğusundaki Gölhisar Mahallesinde bulunan Gölhisar höyüğü, Karakurt Kaplıcası
yolu üzerinde Sevdiğin höyüğü, Hatunoğlu Köyündeki Öksüzkale höyüğü, Çamalak
köyündeki Çiftçi höyüğü, İkiz höyüğü, Höyüke höyüğü ve Malören höyüğü
MUCUR İLÇESİNDE: Seyfe höyüğü,
Tepesidelik tuzlası yakınında Tuzla Höyüğü, Alhöyük, Boz Höyük, Garipler
Höyüğü, Külhöyük, Heyik Höyüğü, Kızılgöbek höyüğü, Kızlar höyüğü, Şeyh Hazma
höyüğü vardır. Ayrıca Mucur ilçesi yakınlarından geçen tarihi İstanbul-Bağdat
yolu üzerinde bulunan Seyfe, Budak, Burunağıl ve Altınyazı köylerinde işaret
höyükleri vardır. Bu höyüklerin, eserlere yaptırıldığı ve üzerlerinde ateş
yakmak suretiyle, işaret tepeleri olarak kullanıldığı bilinmektedir.
SEYFE GÖLÜ

Seyfe Gölü, Orta Anadolu’da bulunan birkaç tuzlu gölden biridir.
Kırşehir’in kuzeydoğusunda yer alan göl, Mucur’a 16 km. uzaklıktadır. Yöre,
sulak ve yer yer sazlık, bataklık alanlardan oluşmaktadır. Gölün doğusunda,
kıyıya yakın sazlıklardan oluşmuş pek çok adacık vardır. Bu adacıklar ve göl
çevresinde, ötücü kuşlar da dahil olmak üzere toplam 187 kuş türünün varlığı
mevcuttur. Göl, su kuşlarının beslenme, üreme ve konaklama alanı olarak sadece
Türkiye’nin değil, dünyanın da önemli sulak alanlarındandır.
Gölde, dünyanın en büyük flamingo topluluklarından biri ( 320 bin adet)
barınmaktadır. Göl, aynı zamanda sonbaharda yüz binlerce ördeğin konaklama
alanıdır. Seyfe gölünde beslenen ve konaklayan diğer önemli kuş türleri;
çamurcunlar, pelikanlar, balıkçıllar, yağmurcunlar, kazlar, kılıç gagalar,
martılar, bababanlar ve sumrulardır. İlkbaharda gölün doğusundaki adacıklarda
bu kuşlar başta olmak üzere çeşitli türlerden binlerce kuş yuva yapmaktadır.
Ayrıca Malya Devlet Üretme Çiftliği alanında toy, turna gibi büyük kuşlar da
barınmaktadır. Seyfe gölü çevresi, sonbaharda leyleklerin önemli toplanma
alanlarındandır. Bölgede 480 bin kuşun bir arada yaşadığı tespit edilmiştir.,

Seyfe Gölü içindeki en güzel görüntüler Seyfe Köyü yakınlarında bulunan
höyükten izlenmektedir. Ayrıca Seyfe’nin Badıllı mahallesinden de göl
kenarına kadar gelip, gölün güzelliğini ve flamingoları seyretmek mümkündür.
Ayrıca, yaz ayların da flamingolar gölün bir çok kesiminden de
seyredilebilir. Ancak göl kenarından gözlemevinin bulunmaması yakından
izleme olanağını kısıtlamaktadır.
Uluslar arası kuruluşlara göre; 24 saat içinde, 25 binden fazla su kuşunun
bir arada bulunduğu bölgeler birinci derece sit alanı olarak ilan edilmektedir.
Seyfe Gölü bu sınıflandırmanın üzerinde olduğu için bir çok yabancı kuş
bilimcilerinin ve çevrecilerin dikkatini çekmektedir. Göl ve çevresi 1990
tarihinde “ Tabiatı Koruma Alanı” ilan edilmiştir. Göl aynı zamanda birinci
derece “ Doğal Sit Alanı”dır. Uluslar arası Kuşları Koruma Konseyi ( ICDP),
Seyfe Gölü’nde yaşayan 27 tür kuşu koruma listesine almıştır. Nesilleri azalan
bu kuşlar, Türkiye’nin de taraf olduğu Bern sözleşmesi ile koruma altına
alınmıştır .
Bölgenin hem tanıtılması hem de korunması için başlatılan çalışmalara hızla
devam edilmektedir. Seyfe Gölü, Orta Anadolu’da turizmin en yoğun olduğu
bölge olan Kapadokya’ya yakındır.
Ancak son yıllarda gölü besleyen su kaynakları ile ilgili hatalı
uygulamalar gölün büyük çapta kurumasına neden olmuştur. Kuraklığın devamı
halinde bölgeyi terk eden çok sayıda kuş türünün Uluslar arası kuş göç yolu
üzerindeki bu bölgeye bir daha uğramayabileceği endişesi vardır.
ÇİÇEKDAĞI İLÇESİNDE : Kösele höyüğü,
Küçük höyük ve Sarı höyük bulunur.
KAMAN İLÇESİNDE İSE : Ömerhacılı
höyüğü ile Hirfanlı Baraj Gölü altında kalan, Savcılı Dokuz Höyüğü
bulunmaktadır.
AKBAYIR TÜMÜLÜSÜ: İlin 4 km
batısındaki Akbayır mevkiinde tepe üzerindedir. Kazı çalışmaları sırasında Roma
dönemine ait iki mezar ortaya çıkarılmış, ancak mezarların daha önce soyulmuş
olması nedeniyle herhangi bir kalıntıya rastlanmamıştır.
İKİ ÖKÜZ BAŞLI HİTİT KABARTMA
HEYKELİ(Öküz Başı): Kırşehir’in batısında Kızılırmak kıyısında bulunan
Savıcılı Büyükoba kasabası yakınlarındaki höyüğün tepe kısımlarında
bulunmuştur. İki öküz başlı Hitit kabartma heykeli- sunağı yaklaşık 30 ton
ağırlığında ve granitten yapılmış olup halk tarafından öküz taşı olarak
adlandırılmıştır. Hitit dönemine ait olduğu sanılan anıtın bulunduğu höyükte
çanak ve çömleklere de rastlanmıştır, sunak halen Hirfanlı baraj tesislerinin
giriş yolu üzerindeki jandarma karakolu yakınında durmaktadır.
YER ALTI ŞEHİRLERİ:
Kırşehir’de Hıristiyanlığın hızla yayıldığı Roma dönemine ait, ibadet ve
sığınma amacıyla yapılmış 15 civarında, irili ufaklı yer altı şehri tespit
edilmiştir. Yapılan tarih araştırmalarında, Kırşehir’in Roma döneminde bir ara
önemli bir siyasi merkezi olduğu, hatta kısa bir süre eyalet başkenti yapıldığı
ortaya çıkmıştır.
MUCUR YER ALTI ŞEHRİ: Mucur’un
merkezinde, Hamidiye Mahallesindedir ve Ülkemizin önemli tarihi yer altı
şehirlerinden biridir. İl Hıristiyanlık döneminde MS.. 3.ve 4. yüzyıllarda
yapılmıştır. Mucur’un bu dönemlerde, Hıristiyan aleminin Kapadokya bölgesindeki
belli başlı şehirlerinden olduğu anlaşılmaktadır. Roma ve Bizans döneminde
savaş ve baskınlar sırasında halkın korunması amacıyla yer altı şehrinin
yapıldığı bilinmektedir. Yerden 7-8 metre derinlikte, yumuşak kayalara oyularak
yapılan Mucur yer altı şehrinin Kırşehir Aşıkpaşa Türbesi yakınlarına kadar
uzandığı tahmin ediliyor. Yer altı şehrinin ek giriş kapısı kuzeydedir. Bugün
42 odaya sahip olan yer altı şehrinde, dehlizler, ahırlar, ibaret yerleri,
gizli yollar ve geçitler bulunmaktadır. Ayrıca, yer altı şehrinde, özel
bölmelerin girişlerini kapatmak amacıyla yapılmış, büyük hacimli kapak taşları
ile şehrin oksijen ihtiyacını karşılamak için yapılmış havalandırma bacaları
bulunur.
Mucur yer altı şehri üzerinde bulunan 4795 m2 alan 1991 yılında Kültür
Bakanlığınca kamulaştırılmıştır. Ayrıca, Kayseri Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kurulu’nca birinci derecede korunması gerekli kültür varlığı olarak
tescil edilmiştir.
Mucur yer altı şehri, Nevşehir iline bağlı Derinkuyu, Kayaklı ve Zelve
ilçelerinde bulunan yer altı şehirleriyle eşdeğerde olup, Kırşehir bölge
turizmine önemli katkıda bulunacak niteliktedir. 1988 yılında, Belediye’nin
imkanları ile temizliği ve giriş düzenlemeleri yapılarak, yer altı şehrinin iki
katı yerli ve yabancı turizme açılmıştır. Yer altı şehri, ileriki yıllarda
yapılacak yeni çalışmalar sonucunda daha fazla önem kazanacaktır.
KÜMBETALTI YER ALTI ŞEHRİ:
Kırşehir’in Medrese Mahallesindedir. Halen giriş bölümü ile birkaç odası
gezilebilmektedir. Kapadokya bölgesinin en büyük yer altı şehirlerinden biri
olduğu sanılan Kümbetaltı yer altı şehrinde, elektrik donanımı ve gerekli
düzenlemeler gerçekleştiremediğinden, diğer oda, salon ve dehlizler
gezilememektedir.
DULKADİRLİ İNLİ MURAT YER ALTI
ŞEHİRLERİ: Merkeze 58 km. uzaklıktaki Dulkadirli İnli Murat Köyünde
bulunur. Bir manastır yada konaklama yeri görünümündeki yer altı şehrinin, MS..
4.-5. yüzyıllarda bölgede yaşayan Hıristiyanlar tarafından yapıldığı
sanılmaktadır. Sağlam bir yapıya sahip olan yer altı şehri, kaya zeminin
oyulmasıyla yapılmış üç ana mekan ve bu mekanlara açılan, işleri boş 10 odadan
ibarettir. Büyük salonlardan esas avluya açılan, kemerlerle süslü 14 kapısı
vardır. İkinci salonun ikinci odasında, basamaklarla inilen bir de su kuyusu
vardır. Son yıllardaki çalışmalarla yer altı şehrinin bir kısmının temizliği ve
bakımı yapılarak, turizme açılmıştır. Bu yer altı şehri, bu gün Türkiye’de
turizme açılan diğer yer altı şehirleriyle karşılaştırıldığında, daha farlı ve
güzel bir yapıya sahip olduğu görülmekte olup, ilimiz turizm potansiyelleri
arasında yer almaktadır.
Bu yer altı şehrinin yakınlarında, Dulkadirli Yarımkale Köyü’nde ikinci bir yer
altı şehri vardır. 25-30 m. yüksekliğindeki kayalar içerisine oyulmuş açık
avlulu bir kenvarsaray ile yine kayaların oyulmasıyla yapılmış 4 salon, - 8
odadan oluşmaktadır. Gerekli bakım yapıldığında görülmeye değerdir.
Ayrıca Mucur-Aksaklı köyü ile Kaman-Aliöllez dağı eteklerinde de yer altı
şehirleri bulunmaktadır. Kaman’ın güneyindeki kuşkale tepesinin şehirle
buluştuğu noktada, kayalara oyulmuş, büyük bir salonu, uzun koridoru ve 10-12
odası olan yerleşim yeri vardır.
KEPEZ YER ALTI ŞEHRİ: Mucur ilçesine
14 km uzaklıkta bulunan Kepez köyü yerleşimi içerisinde bulunmaktadır. 2002
yılı içerisinde Kırşehir Müze Müdürlüğünce yapılan çalışmalar sonucu ziyarete
açılmıştır. Onlarca galeri ve odalardan oluşmaktadır. Düzgün mimarisi ve iki
farklı renk toprak yapısı ile dikkati çekmektedir. Turizm açısından önemi olan
bir yerdir.
UYLUK VE KABADURAK ŞEHİR KALINTILARI:
Mucur’un 10 km kuzeydoğusunda, Budak ve Geyicek Köyleri arasındaki Uyluk dağı
eteğinde, Uyluk şehrinin kalıntıları vardı. Şehrin çok eski olması ve toprak
altında kalması nedeniyle tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunmamakla
birlikte, Eti’lerden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığı sanılmaktadır.
Kabadurak şehir kalıntıları, tarihi İstanbul-Bağdat yolu üçerinde, turizm
açısından büyük önem taşıyan Seyfe gölüne oldukça yakın bir yerdedir. Kabadurak
mevkiinde, büyük taş yığınlarından oluşan ve harabe halinde bulunan şehir, çok
geniş bir sahayı kaplamaktadır. Şehir kalıntılarının güneyindeki tepenin altına
doğru uzanan, çok sayıda mağara evleri vardır. Çok eski dönemlerden beri
buralarda yerleşmelerin olduğu anlaşılmaktadır.
AŞILIK MAĞARASI: Mucur’un 8 km.
kuzeybatısında yer alan mağaranın Eti’ler döneminden beri kullanıldığı
sanılmaktadır. Köpekli dağının yamacında bulunan mağaranın içinde “ Aşı”
denilen demir oksit çıkmaktadır. Aşı madeni boya sanayinde kullanılmaktadır.
Uzun yıllar içinde aşı çıkarılan mağara, bugün göçükler sebebiyle, içine
girilemez durumdadır.
KAPLICALARIMIZ

Terme Kaplıcası:
Kırşehir’in Merkez
Kuşdilli Mahellesindedir. İstanbul Üniversitesi Tıbbi Ekoloji ve Hidro
Klimatoloji Araştırma ve Uygulama Merkezinin Kırşehir Terme kaplıcası ile
ilgili olarak Fiziksel-Kimyasal ve Biyolojik Analiz Raporu ve tıbbi
değerlendirmesinde; Kaplıcanın maden suyu kalsiyum. sodyum yüklü bikarbonatlı
alkalik bir su özelliğindedir. Sıcaklığına göre izotermaldir. Eşik değerin
altında da olsa C02 gazı taşımaktadır. Bu özelliklerini dikkate alarak, bu tür
maden suyu ile yapılacak Kaplıca uygulamalarda genel olarak banyo havuz,
inhalasyon ve içme kürü olanaklarının düzenlenmesi yararlıdır. Bu tür
uygulamalarla, bu tür Kür merkezi eklem ve eklem dışı Romatizmal hastalıkların
kronik dönemlerinde ve sekellerinde, ameliyat ve ortopedik müdahalelerin nekahatında,
damar sertliği ve buna bağlı hastalıkların, Felçlerin rehabilitasyonunda
vegatatif sinir bozukluğuna bağlı yetersizlikler, sürmenaj ve yorgunlukta,
diabet, gut ile şişmanlık ile giden hastaliklar, karaciğer, safra kesesi, mide
ve barsak hastalıklarında, böbrek taşlarında, hipertansiyon, kronik bronşit,
üst solunum yolu iltihaplarında olumlu sonuç alınmaktadır. Bu gün Kırşehir’de
bu şifa1ı su üzerine turistik bir otel ve modern bir kaplıca yapılarak hizmete
sunulmuştur.
Karakurt Kaplıcası:
Kırşehir İli Merkez İlçesine bağlı Karalar köyü
sınırları içerisindedir. Kaplıca yöresinin yükseltisi 1000 mt. dir Kaplıcaının
Selçukluların ünlü komutanlarından Kılıç Arslan tarafından 1135 yılında
yaptırı1arak iş1etmeye açıldığı sanılmaktadır. I1ıca-Hakan Türbe ve mescidinden
o1uşan bu yapı toplu1uğu tüm görünüşü ile Türk yapı özeliğini taşımaktadır.
Semavi Eyice Kırşehir’de Karakurt Kalender Baba llıcası adlı yapıtında
mimarisinin açık Se1çuklu karakterinde olduğu bu tesislerin 13. yüzyılın
sonlarından itibaren veya 14. yüzyılın içinde yapılmış olabileceğini
yazmaktadır. Eski yapılar yanında birbirine yakın iki blok olarak çağdaş
kaplıca kuru1uş1arı yapı1mıştır. Kaplıca kente 15 km. uzaklıktadır.
Tedavi kuru1uşu olarak iki genel, on tane de özel
havuzu bulunmaktadır. Kaplıcanın 50 yataklı oteli, çevresinde market ve çay
ocağı vardır. Kaplıcanın suyu Kalsiyum bikarbonatlıdır. Isısı artı 50 santigrat
derecededir. Banyo tedavisi olarak romatizma, nevraljin ve kadın hastalıkları
için salık verilmektedir.
Tedavi kuru1uşu olarak iki genel, on tane de özel
havuzu bulunmaktadır. Kaplıcanın 50 yataklı oteli, çevresinde market ve çay
ocağı vardır. Kaplıcanın suyu Kalsiyum bikarbonatlıdır. Isısı artı 50 santigrat
derecededir. Banyo tedavisi olarak romatizma, nevraljin ve kadın hastalıkları
için salık verilmektedir.
Tedavi kuru1uşu olarak iki genel, on tane de özel
havuzu bulunmaktadır. Kaplıcanın 50 yataklı oteli, çevresinde market ve çay
ocağı vardır. Kaplıcanın suyu Kalsiyum bikarbonatlıdır. Isısı artı 50 santigrat
derecededir. Banyo tedavisi olarak romatizma, nevraljin ve kadın hastalıkları
için salık verilmektedir.
Çiçekdağı İlçesinin Mahmutlu köyü sınırları içerisinde
eskiden Romalılar tarafindan hamam olarak kullanılan bol sulu bir kaplıca daha
vardır. Bu suyun ısısı 50 derecedir. Mucur İlçesinin Avcı köyünde halk
tarafından içmece diye adlandırılan bir su daha vardır. Bu sudan sindirim
sistemi bozukluklarında yararlanılmaktadır.
KIRŞEHİR MÜZESİ
Kırşehir Müzesi’nin ilk kuruluş çalışmasına 1936 yılında başlanmıştır.
Cumhuriyet sonrası Türkiye’sinde yeni müzelerin kurulması girişimlerinin
başladığı bu dönemde, Kırşehir’de halkın “ Kale” olarak adlandırdığı şehir
merkezindeki Kalehöyük üzerinde yer alan Alaaddin Camii’ne bir kısım taş eser
ve etnografik eserler toplanarak bir müze deposu oluşturulmuştur. Ancak sonraki
yıllarda bu girişim unutulmuş ve devam etmemiştir.
1975’de Kırşehir Valiliği’nce eski eserlerin korunması ve müze
oluşturulması için “ Eski Eser Komisyonu” kurulmuş, 1980 yılında Kırşehir Müze
Müdürlüğü tesis edilmiştir. İl eser (Sikke) envanter kaydı 1981 yılında
yapılmıştır. Bu arada müzenin taşınmaz eserlerinin tespiti ve tescili amacıyla
arazi çalışmaları da başlatılmıştır.
1985’de şehir merkezindeki İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü binasında, 100
m2’lik bir mekanda o yıla dek toplanan eserler sergilenmeye başlanmış ve 20 m2.
lik bir de depo oluşturulmuştur.
1986 yılında Kaman Kale Höyük arkeolojik kazısının başlatılmasıyla müzenin
gelişimi hızlanmış ve aynı yıl ilk arkeolojik eser envanterine başlanmıştır.
1993 yılında müze koleksiyonundaki eserler Kırşehir Kültür merkezi’ndeki
deposuna konulmuştur.
Kırşehir Müzesi’nin ziyarete açılması çalışmaları 1996 yılında hız
kazanmıştır. Ziyarete açılan Kırşehir Müzesi’nde sikke, etnografik ve
arkeolojik eser olmak üzere 3300’ün üzerinde eser mevcuttur. Kırşehir Müze
Müdürlüğü’nün arazi çalışmaları sonucu 136 adet taşınmaz kültür varlığı tescil
edilerek koruma altına alınmıştır.
Kültür Merkezi binasının içerisinde bulunan ve önceleri Güzel Sanatlar
Galerisi olarak kullanılan bölümün alt katı Arkeoloji, üst katın büyük bölümü
Etnografya Müzesi olarak 1997 yılında ziyarete açılmıştır.
Arkeolojik eserlerin büyük bölümü, bölgede yapılan kazı ve yüzey
araştırmalarından, özellikle Kaman-Kale Höyük ve Malkaya’ dan getirilen
eserlerden meydana gelmiştir. Arkeoloji bölümünde, Asur Ticaret kolonileri
Dönemi’nden Osmanlı Dönemi’ne kadar kronoloji veren Kaman Kale Höyük kazı
buluntuları sergilenmektedir. Salonun bir köşesinde Roma dönemine ait mermer
eser grubu bulunmaktadır. Selçuklu dönemi çocuk sandıkları ve mezar taşları ile
başlayan islami dönem eserleri, sikke vitrinleri ile Osmanlı dönemine kadar
uzanmaktadır.
Müzenin üst katının büyük bölümü, etnografya bölümü olarak düzenlenmiştir.
Buna da, Kırşehir’de ortaya çıkan Ahilik ve Ahi Evran’ın tanıtımı ile ilgili
çeşitli eserlerin sergilendiği, Ahi Evran’a atfedilen başlık, mütteka, ahilik
sancağı ve Ahi Fütuvvetnamesi ile secerenamelerinin yer aldığı üç vitrin
bulunmaktadır.
Ayrıca Kırşehir halıcılığının temsil edildiği dokuma tezgahı ve önünde halı
dokuyan yöresel giysili kadın mankenin bulunduğu bir köşe oluşturulmuştur. Bir
diğer köşede ise Kırşehir evindeki günlük yaşamdan bir kesitin görüldüğü
sergileme yer almaktadır.
Kırşehir Müze Müdürlüğü kültür varlıklarını koruma, ortaya çıkarma, Türk ve
Dünya Turizminin hizmetine sunma konusunda çalışmalarını sürdürmektedir. Arazi
çalışmaları sonucunda 160 adet taşınmaz kültür varlığı tescil edilerek koruma
altına alınmıştır.
Müze Müdürlüğü başkanlığında sürdürülen kazı çalışmalarında Dulkadirli,
Kepez Yer altı Şehirleri Dünya Turizminin hizmetine sunulmuştur.
Savcılı İnlidağ Mağarasındaki çalışmalar ise sürdürülmektedir.
Kırşehir Kültür Merkezinde bulunan Müze’de;
Asur Ticaret Kolonileri döneminden başlayarak yörede yapılan kazı ve araştırmalarda
özellikle;
Kaman Kalehöyük den ortaya çıkarılan çeşitli dönemlere ait kalıntılar,
Ahiliğe ait belgeler ve etnografik eserler sergilenmektedir
KIRŞEHİR MÜZESİNİN 1. KATI ARKEOLOJİ BÖLÜMÜNDE ;
1986 Yılında Japonya Orta Doğu Kültür Merkezi tarafından Kaman
Çağırkan Kalehöyükte başlatılan kazıdan elde edilen eserler, Asur Ticaret
Kolonileri Döneminden eserler, mezar selleri ve yöreden elde edilen çok
sayıda taşınır kültür varlığı sergilenmektedir
KIRŞEHİR MÜZESİNİN 2. KATI ETNOGRAFYA BÖLÜMÜNDE;
♦ Ahiliğe
ait belgeler
♦ El
sanatları örnekleri
♦
Kırşehir Evi
♦ Yörede
kullanılan çeşitli ev eşyaları örnekleri sergilenmektedir.
EL SANATLARI
Kırşehir halılarının
17.ve18. yüzyıl örnekleri genellikle “ Seccade” tipindedir. Gördes düğüm tekniği
ile yünden dokunmuşlardır. Renklerinde kırmızı, mavi, kahverengi, sarı, yeşil
ve beyaz tonları hakimdir. Mevcut örneklerde iç şaşırtmalı dizilen çiçekler ve
zikzak yaparak uzanan üçgene benzeyen motiflerle “ Gelin ağlatan” desenin
yer aldığı iki dar bordür yer alır. Halı zemini yan yana yerleştirilmiş ince
dar şeritlerle kısaltılır. Genellikle mihr7abın bulunduğu bu bölümde, mihrabın
altında ve üstünde dikdörtgen çerçeveler görülür. Günümüzde halkın “ Sandık”
adını verdiği birkaç parçaya ayrılır. İç laleye benzeyen yada kelebeğin andıran
bitkisel desenlerle doludur. Bazı örneklerde yatık (S) şeklinde ejder
figürleriyle süslenir. Mihrap içi çoğunlukla boş bırakılır veya lale vb.
çiçeklerle süslenir. Mihrap iç yüzünün kenarları “ Küpe şeklindeki çiçeklerle
kuşatılır. Mihrap tepeliğinin çevresinde ibrik motifleri bulunur. Mihrap üstü
boşluğu ise sandık bölümündeki çiçeklerle benzer motiflerle doludur.
Kırşehir halılarının geleneksel motifleri yaklaşık 1. Dünya Savaşı
yıllarına kadar sürmüştür. Daha sonra çıkan pamuk iplik ve sentetik boya ortaya
çıkmıştır. Halıların genel şeması öncesi dönemin karakterini taşımakla
birlikte, mihrap üstü boşluğuna küçük çiçekler, ibrik motifleri ve günümüzde “
Kandilli Su” denen geometrik ve bitkisel desenlerin karışımı süslemeler
işlenmeye başlanmıştır. Halı zemininde küçük bir göbek (top) yer alır. “Sandık”
içinde “Arapeli” motifi demet çiçekleri ve ejder figürleri görülür. Bu arada
el, ayak gibi sembolik motifler dikkati çeker.
1950 yılından bu yana dokunan Kırşehir halıları oldukça şekil
değiştirmiştir. Yaklaşık 1960 yılına kadar Kırşehir’in her köyünde halı
dokunduğu bilinmekteyse de bugüne sadece Özbağ ile Karacaören, Dalakçı ve
Gümüşkümbet köylerinde halı dokunmaktadır.
Kırşehir halılarında eskiden “ gömme ıstar” denilen bir ucu tavana dayalı
gömülü tezgahlar kullanılmaktaydı. Günümüzde modern tezgahlara
dönüşmüştür. Yörede tezgah dik gerilen iplere “ eriş” yan atılan iplere “
argaç” denilmektedir. Halılarda Türk düğüm tekniği kullanılmakta, dokuma
esnasında “ kirkit; bıçak, tarak”tan yararlanılmaktadır.
Kaynaklara göre 19. yüzyıla ait Kırşehir halılarının 10x10 cm de
40x50,1900-1950 arasında 36x45 veya 38x50 düğüm vardır. 1959’da 32x34 veya
32x40’dır. 1978-1980 yıllarında 28x28 veya 28x30 düğüm görülmektedir. Ancak
kalite halk arasında çile hesabı ile ölçülmektedir. Yörede 20 çift ipe “çile”
denilmektedir.

Günümüz Kırşehir halılarında desene, halk arasında “ Model” denilmektedir.
Model ezbere yada dokunmuş halıya bakılarak dokunmaktadır. Halının hangi
bölümünde olursa olsun motifin etrafı siyah renkli kenar çizgisi ile çevrilir.
Halk arasında buna “ tilif” denir. Bir Kırşehir halısında yöresel deyimlerle
dıştan içe doğru dar kenar, dar su, enli kenar, sandık, köşe ve göbek bölümleri
yer alır. Dar kenar “ çatıkkaş, ziksaklı su” adı verilen bitkisel desenler ve
bir ters bir düz yerleştirilmiş geometrik motiflerle, enli kenar leblebili su,
Türk ocağı, kazan kulpu, deve tabanı, elmalı su, küpeli, gelin ağlatan ve
hava başı (bağbaşı) desenleriyle süslenir.
Kırşehir’de 1950 yılına kadar seccade kayrıla halısı, sedir halısı,
namazlık halı ve yastık halıları dokunmuştur. Günümüzde daha çok seccade
halısı, namazlık halı, karyola halısı, yastık halı dokunmaktadır.
GİYİM – KUŞAM
KADIN GİYSİLERİ:
ÜÇ ETEK:
Bıçak burnu yada zincirli diye adlandırılan kumaştan yapılır. Etek üç
parçalıdır. Parçaların kenarları işlemeli olduğu gibi düzde olabilmektedir.
Kollar ya uzundur yada kolsuzdur. Kol ağızları düz veya lastikli olabilir.
Eteğin önündeki parçaları kıvrılarak kuşağın altına sokulur.
KUŞAK:
Üç eteğin üzerinden bele bağlanır. Yerine göre Trablus kuşak geniş tokalı
ve deri, madeni kemerle kullanılır. Kuşak uçlarında püskül şeklinde ponçak
denen karışık renkli püskül bulunmaktadır.
ŞALVAR (don):
Genellikle koyu renkli zemin üzerine küçük çiçekli ve kendinden yollu
kadife kullanılır. Belleri uçkurlu, paça ağızları düğmeli yada lastikli olur.
Peyik kısmı genişçe, parçalar bol bir şekilde dikilir.
YAZMA (Tülbent):
Fesin üzerine değişik renklerde pullu tülbent yada oyalı yazma örtülür.
Ayrıca tülbentler kenarları pulu değişik renklerde boncuklarla
bezenmiş şekildedir. Tülbent, arka uçlarının birisi alınır, çene altından
başın üzerine atılarak toka ile tutturulur. Orta yaşlılar ve yaşlılar bunun üzerinden
siyah renkte ayrı bir tülbent bağlarlar.
AYAKKABI (Yemeni):
Altı kösele uç kısmı kıvrıktır. Alçak topukludur. Genellikle siyah,
kahverengi ve kırmızı deriden yapılır. Zenginler ve yaşlılar (lapçin) denilen
topuklu ve iç içe iki ayakkabı giyerler. Ayağa işlemeli iplik yada yün çorap
giyerler.
GELİNLİK ENTARİ:
Giysi keten kumaştan yapılır. Genellikle koyu renktedir. Entarinin üzerine
kuşak bağlanır. Başa fes giyilir. Üzerine tülbent ve poşi bürünülerek duvak
şekline sokulur. Yüz kapatılır. Duvağın üzerine büyükçe bir örtü örtülüp
üzerinden yan tarafa doğru çekilip bağlanır. Ayağa çorap ve kundura
giyilir. Entarinin önü göğüs kısmına kadar açıktır. Entarinin üstüne çeşitli
altın ve boncuklar takılır.
ERKEK GİYSİLERİ:
GÖYNEK:
Genellikle ketendir. Bazen ipeklidir. Zemin beyaz, gri yada siyah düz
desenlidir. Yakasız astarlı, uzun kollu sedef düğmelidir.
DELME YELEK(Cemadan):
Siyah, lacivert yada koyu yeşil renkli çuhadan yapılır. Kolsuzdur. Üç yada
dört düğme ile iliklenir. Göğüs üstü karın üstüne kadar açıktır. Sade olduğu
gibi işlemeli de olabilir.
ŞALVAR:
Kumaşı yelekle aynıdır. Uçkurlu ve astarlı olarak dikilir. yandan cepli
paça kısmı dardır. normal peyliklidir.
KUŞAK:
Beyaz yünden üç-dört metre uzunluğundadır. Bir ucu püsküllüdür. Şalvar ve
gömleğin üzerinden bele bağlanır. Sağ taraftan şalvarın üzerine sarkıtılır.
ÇORAP:
Ayağa beyaz yün çorap giyilir. Bu çorap, iş zamanlarında ve oyunda şalvarın
üzerine çekilir. Diz altından uçları püsküllü yün bağıyla bağlanır.
KIRŞEHİR FOLKLORÜ
FOLKLOR NEDİR?
Folklor, bir milletin hayatında var olan gelenek ve
göreneklerin dili yardımıyla hafızasında sakladığı edebiyat ve müziğinin, daha
geniş anlamıyla, manevi kültür ürünlerinin toplamıdır.
Folklor, halka ait olan her şeyi içine alır. Halkın malı
olmuş, kaynak olarak kişisel olsa bile, çoğunlukla sözlü olarak nesilden nesile
geçen ve bu geçiş sırasında yeni şartlara göre değişme eğiliminde olan edebiyat
ürünleri, halk destanları, masalları, türküleri, manileri, fıkraları, temsili
sözler, tekerlemeler, hayat ve tabiatın olaylarına ait inançlar ve buna benzer
birçok şeyi kapsar.
KIRŞEHİR FOLKLORU VE TARİHÇESİ
Kırşehir, Türk’ün genel karakterini tipik olarak ve hiç
bozmadan sürdüren insanların yaşadığı bir beldedir. Bu belde gözü tok, gönlü
zengin insanlarla doludur. Kırşehir yöresi ve insanları sevinç ve kederlerinde
hep ölçülüdürler. Bahar ve yaz aylarında, genellikle düğünlerde, eğlencelerde
çoğunlukla ağır başlı ve içten bir söyleşi havası vardır. Yemekleri ölçülü ve
doyumludur. Kırşehir halkı, gelenek ve göreneklerine sıkı sıkıya bağlıdır.
Birçok inançlarını günümüze kadar getirmiş ve bugün de bu inançlarını aynen
sürdürmektedir.
Kaşık oyunları, halayları kendisine güven duygusunun
anlatımını veren ritmik hareketlerle süslüdür. Halk Türkçe si, Anadolu ağzının
genel gelişimi içinde Oğuz Türkçe'sinin özelliklerini taşır.
Yöremizde halk oyunlarımız; türkülerimiz kadar eskidir. Kesin
bilinmemekle beraber 1800’lü yılların ilk dönemlerinden beri düğün, şenlik ve
panayırlarda, içki alemlerinde karma, ya da ayrı ayrı oynanan yörelerimiz
oyunları olduğu kaynak kişilerce kulaktan kulağa gelmektedir.
Ancak bilimsel bir araştırmanın az da olsa yapılması 1960’lı
yıllara rastlamaktadır. 1960’ta İstanbul Festivaline bir ekip hazırlayıp
gönderilmiş ve seyirlik amacıyla ilk ekip oluşturulmuştur. Bu ekipte ilk
bakışta figür kısırlığı ve sahneleme noksanlığı görülmüş ancak, türkülerin
hareketli ve ritmik oluşu ve enstrüman hayli ilgi çekmiştir. 1976 yılında
yöremizde yapılan “Türkiye Mahalli Halk Oyunları Yarışması” yöredeki folklor
çalışmalarını özellikle halk oyunlarına ilgiyi bir hayli artırmıştır.
Yeniden ve daha geniş kapsamlı bir araştırma sonucunda gerek
giysi, gerekse oyunlarımız bir ikincilik getirmiştir’. İşte bu tarih aslında
yöremizde bir patlama noktası olmuştur. Halen yöremizde halk oyunları dalında
iki dernek ve 10 okul faaliyetini sürdürmektedir
KIRŞEHİR OYUNLARI
Kırşehir, Orta Anadolu’da folklor bakımından çok geniş
ve zengin bir beldedir. Halay ve kaşık oyunları bakımındân bir geçiş bölgesidir.
Yörede iki oyun türü vardır, İki oyun türü düğünlerde, yeniliklerde ve benzeri
eğlencelerde oynanmaktadır.
Gerek halay gerekse kaşık oyunları türlerinde geniş kapsamlı
bir araştırma ne yazık ki tam olarak yapılabilmiş değildir. Bu bakımdan oyunların
sayısı kesin olarak bilinmemektedir. Bilinen oyunların isimleri şöyledir.
HALAYLAR :
1 - Ağırlama
2 - Avşar
3 - Hayrani
4 - Üç ayak
5 - Hoplatma
6 - Hasandağı sekmeni
7 - Karkın halayı
8 - Üç oğlan zeybeği
9 - Esir almaca
10 - Sepetçioğlu
11 - Anşa
12 - Kıvrak halayı
13 - Hoptirilim
14 - İbrane
15 - Cemo
16 - Sinsin
Halaylar davul zurna eşliğinde ve erkeklerce oynanmaktaydı. Günümüz
KIRŞEHİR’DEKİ çeşitli folklor derneklerinin gösterimlerinde kızlar da oyunlara
katılmaktadır. “Halay”denilen halaylarda bireysel oyunları etkisi
belirgindir. Oyun topluca başlar, “başçeken” (halay başı) tek başına gösteri
yapar. Daha sonra da halayın sonuna geçer. Bu kez yeni başçeken gösterisin
yapar. Oyun böylece sürer.
Halaylar genellikle belli bir sıra izleyerek birbirine ekli oynanır.
Oyunların düzeni şöyledir:
-Ağırlama
-Kıvrak halay
-Türkü halayı
-Üç ayak
-Yanlama
-Sekmen (seymen) halayı
Başka bir halay
düzeninde de şu sıra izlenmektedir:
-Üç ayak halayı
-Hasandağı sekmesi
-Sivrik halayı
-Cirit halayı
-Avşar ağırlaması
-Keçeli
Ayrıca Anşa halayı, narinli halayı, yıldız, kuşlar, sepetçioğlu ve sinsin
gibi halaylar da yaygındır. Aynı ezgilerle oynanan Cirit halayı ile Sinsin
figürleri değişiktir. Halaylarda “Başçeken”in elinde mendil vardır. El ele
tutuşan oyuncular, birbirine yaklaşıp ayrılırlar.
Kaşıklı oyunlar (Karşılama)
Geçmişte “muhabbet”lerde ince saz denilen bağlama, keman ve darbuka
eşliğinde erkeklerce oynanırdı. Kadınlar arasında da oynanan oyunlara ud ve tef
eşlik etmekteydi. Günümüzde kimi köylerde sürdürülen bu geleneği, kurulan
dernekler yaşatmaya çalışmaktadır. Bu oyunlar düğün, karşılama ve uğurlama
törenlerinde davul-zurna eşliğinde oynanmaktadır.
Kaşıklı oyunların en yaygınları şunlardır:
Bad-i zabah(Bad-i Saba), Üç oğlan(kırşehir zeybeği), Biter biter
Kırşehir’in gülleri, Yürü güzel, Çiçekdağı
Bunlardan kimileri şöyle oynanmaktadır:
Üç oğlan: İki ya da daha çok erkek oyuncunun oynadığı bu oyun
ağırlamayla başlar, gitgide hızlanır. Oyuncuların ellerinde tahta kaşıklar
vardır, ezgiye göre kaşık vuruşları değişir; zeybek özellikleri görüldüğü için
Kırşehir Zeybeği de denmektedir. Oyun çökmeler ve beceri isteyen devinimlerle
sürer.
Çiçekdağı: Erkeklerin oynadığı kaşıklı oyunlardandır. Geçmişte
kaşık yerine bardakla oynanan oyun, ağırdan başlar ara nağmeyle hızlanır.
Biter Kırşehir’in Gülleri: Erkeklerce oynanan türkülü
oyunlardandır. Türkünün başlangıcında “heyyyt”diye nara atılır, dizler çapraz
biçimde yere vurulur. Ellerdeki kaşıklar bir-iki vurularak ayağa kalkınır. En
önemli figür, sol topuğun sağ ayak arkasında sertçe yere vurulmasıdır.
Oyunun türküsü şöyledir:
Biter Kırşehir’in gülleri biter
Şakıyıp dalında bülbüller öter
Aman amman gülüm Amman
Amman amman efendim amman
Atladım Dinekdağa
Alnım değdi yaprağa
Kız koynunda ölürsem
Koyma beni toprağa
Çoktur güzelleri hep yeni yeter
Kaşının üstünde keman görünür
Aman amman sebep Amman
Amman amman efendim amman
Aynam düştü yerlere
Karıştı gazellere
Tabiatım kurusun
Bakarım güzellere
Yürü Güzel:
Üç, dört kişiyle karşılama biçiminde oynanır. Öbür oyunlardan daha canlıdır.
Hafif bükülerek oynanır. Oyunun en belirgin figürleri son bölümdeki
çaprazlamalardır.
Özellikle Abdallar arasında muhabbet
toplantılarında görülen köçek oyunları geçmişte oldukça yaygındı. Düğünlerde,
erkek toplantılarında köçekler oynatılırdı. Günümüzde bu gelenek ortadan
kalkmıştır.
Seyirlik Oyunlar, Orta oyunları:Geçmişte yöre
köylerinde, düğünlerde, özel toplantılarda yaygın olarak oynanan oyunlar,
günümüzde de kimi düğünlerde oynanmaktadır. Kalaycı, Kaz ve Koca oyunları
bunlardandır.
Koca Oyunu: 1942’de Mucur’dan Mehmet Ali
Çamlıca’nın derlediği bu oyunda kişiler, koca, kahya, Arap,menevşeler(Arap
zenneler) sazcılar ve köylülerdir. Koca uzun bir koyun postu giyer, ğöğsüne ve
sırtına yastıklar yerleştirmiştir. Sakallı,bıyığı, yüzü una bulanmıştır, elinde
uzun sopası vardır. Arap, yalınayaktır. Yüzünü, dirseklerine dek kollarını ve
diz kapağından aşağısını karaya boyamıştır. Başında poşu, kemerinde fişeklik, tabanca,
kama vardır. Menevşeler, kadın kılığında erkeklerdir. Alana önce koca girer,
kahyanın adının cafer olduğunu, ancak birçok kez yinelettikten sonra anlar. Bu
seyircileri güldürür. Koca, değirmen ustası olduğunu,
köye değirmen yapmak istediğini
söylerse de kahyayı inandıramaz. Bir iskemle isteyince,
seyircilerden biri iskemle olur, koca tam oturacağı sırada adam çekilir, koca
yere düşer, bu da gülüşmelere neden olur. Koca, manilerle kahyaya Söz atar:
Dam başında batırak
Akşam gelin oturak
Kahya senin dinin imanın kıtırak
Hay benim Cafer Ağam, Cafer Ağam
Bir gölüğüm (eşek) var da sürerim gitmez
Üstündeki yükü de haneme yetmez
Kahyalar it olmuş da bizim kapıdan gitmez
Daha sonra iki kızından birini iki ğölük karşılığı
kahyaya verebileceğini söyler. Bunun üzerine köylülerden ikisi eşek olur,
binmeye çalışanlar eşekler binemez, düşerler. Koca, saz çalınırken alandan
ayrılır, menevşelerle döner, çeşitli türkülerle oyun oynarlar. Bu arada Arap
hızla alana gelir. Kızlar kaçışır, koca bir masanın altına saklanır. Arap
kızlarını ister. Yaşlı bir adamın kızlarını kaçırdığını, eğer onları
bulmazlarsa her yeri yakıp yıkacağını söyler. Masanın yanından geçerken kocayı
tekmeler ve yüksek sesle Arapça yarı Türkçe söylenir. Kahya önce kızlarının
yerlerini söylemez, Arap kor halinde kömür dolu sepetle gelince korkar,
kurtulmak için kızları vermeye razı olur. Kızlar gelir, Arap onları oynatır,
alır gider. Bu kez koca, kızları bulun diye tutturur. Kahyanın verdiği iki
eşekle kızları aramaya çıkar. Bir süre sonra kızları bulur, birlikte oynamaya
başlar. Bir ara durup Arap kızlara bir şey yapmış mı? diye bakınca kızlar
gücenir, oynamazlar. Ancak “tilki gibiçenlerse”, oynayacaklarını söylerler.
Koca da zorunlu olarak dediklerini yapar, kızlar hoşlanıp oynarlar. Kahya ve
koca da onlara katılır. Bu sırada Arap gelir, kocayı öldürerek kızları
sürükleye sürükleye götürür. Oyun böylece sona erer.
BAZI OYUNLARIN ÖYKÜLERİ:
1-ÇİÇEKDAĞI: Kırşehir yöresi kaşık
oyunları arasında önemli bir yeri vardır. Kırşehirli bir delikanlı ile
yavuklusu ağadan kaçarlar. Çünkü ağa kıza göz koymuştur. İki sevgili bir süre
Çiçekdağı’na gelirler. Sarp kayalara tırmanarak dağı geçmeye çalışırlar. Fakat
bunu başaramazlar. Orada yaşamaya karar verirler. Fakat bu olanaksızdır. Bir gün
sert bir fırtına onları ayırır, kız yolunu kaybeder kayalardan düşerek ölür.
Delikanlı uzun süre sevgilisini arar, fakat bulamaz. Sevgilisinin öldüğünü de
kabul edemez. Sonra dağı ve yaşadığı yerleri onun yerine koyar. Dağ ile
konuşur, türkü söyler. Hiç kimse onların izlerini bulamaz. Yıllar sonra, bir
adam mağarada sazına sarılmış ağır hasta olarak bulunur. Daha sonra kendine
gelir, fakat aklını kaybetmiştir,
yürüyüşü aksaktır, sakat kalmıştır.Devamlı türkü söyler. Kısa süre sonra ölür.
O yöredeki insanlar bu türküyü söylemeye ve onun yürüyüşüne benzettikleri
figürlerle oyunu oynamaya başlarlar. Oyun; onların dağda yaşadıkları ve bir
arada geçirdikleri günleri simgeler. Kız ve erkek beraber oynarlar. Saz ve söz
ile oynayan bir oyundur.
2-YÜRÜ GÜZEL: Kırşehir’in eğlence
amacıyla oynanan oyunları gibi sonradan halk arasından yer almış oyunlardan
birisidir. Bu oyunu genç kızlar kendilerine gelen görücülere hoş görünmek için
ve kendilerini beğendirmek amacıyla endam gösterisi olarak nitelerler. Fakat
genelde, eğlencelerde, düğünlerde güzel ve beğeni toplayan kızların kendilerini
göstermek için oynadıkları oyundur. Bu oyunda sertlikten çok yumuşaklık ve
canlılık vardır
3-KIRŞEHİR’İN GÜLLERİ: Yöre kültürü doğaya
bağımlı olarak gelişmiştir. Bu yüzden oyunda tarımsal temalar geliştirilmiş ve
simgelenmiştir. Kırşehir’in türküleri tarihsel süreç içerisinden yaşadıkları
yere, doğa güzelliklerine ve sevgiliye söylenen bir türküdür. Oyunda ise bu
konuya ek olarak sahip olunan nimetlere sevgili ile beraber yapılmış, karşılıklı
oyunlarda beraber yapılmış şükran gösterilerdir. Oyun saz ve sözle oynanır.
Oyun figürüne keklik sekmesi denir
4-GEL YANIMA GEL: Bu oyunda genelde
aynı özellikler hakimdir Köylerde bu oyun kan davalarını bitirmek ve kitleler
arası yakınlaşmayı sağlamak amacıyla oynanır. Bu oyunu kızlar ve erkekler ayrı
ayrı oynarlar. Düğünlerde gelin ve damadın anne ve babalarına bu oyun
oynatılır. Onların arkasından kız, erkek herkes katılır.